|
![]() |
|
|||||||
| Kayıt ol | Cezalilar | Tüm Albümler | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri Önderligimiz, genclik ve Savunma gücleri ile ilgili Hersey...BURADA YAYINLANACAK HER KONU VE MESAJ YÖNETICI KONTROLÜNDEN GECECEKITR.... |
|
||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
SoResGer>
![]() |
9 Ekim Komplosu Görkemli İmralı Direnişi Karşısında...8 Ekim 2008
YJA STAR Anakarargâh Komutanı Rengin Botan 9 Ekim Komplosu Görkemli İmralı Direnişi Karşısında Başarısızlığa Uğramıştır [Linkleri görebilmeniz için kayitli üye olmaniz gerekmektedir. Üye olmak için lütfen tiklayiniz.]Ekim gerçekliği Kürt halkı açısından madalyonun iki ayrı yüzünü ifade etmektedir. Bu madalyonun bir yüzünde kalleşlik, ihanet diğer yüzünde ise direniş vardır. Bu nedenle Ekim ayını her yönüyle ele almak, değerlendirmek ve yeteri düzeyde çözümlemek önem taşımaktadır. Özellikle günümüz açısından hala özgürlük hareketimize yönelik sürmekte olan tasfiye konseptinin başlangıcını ifade eden 9 Ekim komplosu bu açıdan da özenle değerlendirilmeyi ve anlaşılmayı gerekli kılmaktadır. Başlangıcından günümüze Apocu hareketimiz özgürlük karakterinden kaynaklı sürekli olarak emperyalist güçlerin saldırı hedefi haline gelmiştir. Özellikle Önderliğimizin özgürlük felsefesinin Ortadoğu gerçeğinde açığa çıkardığı özgür insan, özgür toplum gerçeği özünde kapitalist moderniteye karşı yeni bir çizgiyi ifade ettiğinden, egemen güçlerin bu gerçekliği başlangıcından itibaren kabullenmemesine ve bu nedenle sürekli olarak karşıt bir saldırı içerisinde olmasına neden olmuştur. Bu saldırılar ulusal güçler olmak üzere bölgede de birçok gücün gerici ittifaklaşmasına dayanan özgür Kürt karşıtı bir konsepti ortaya çıkarmıştır. Mücadelemizin gelişim düzeyini hazmetmeyen bu güçler, bu nedenle süreklileşen bu saldırılarını zamanla daha fazla pervasızlaştırarak her gün insanlık dışı yönelimlerine yenilerini eklemekten çekinmemişlerdir. Sonuç almadığı oranda da bu insanlık suçunu ifade eden pervasızlığını giderek Önderliğimiz üzerinden yoğunlaştırmıştır. Kendilerince başı gövdeden ayırmak, gövdeyi bu temelde başsız ve dolayısıyla rotasız bırakmak saldırılarının sonuç alması kadar hareketimiz karşısında başarıyı da bu temelde garantilemek olacaktı. Bu nedenle hareketimizi başarısız kılmanın ve tasfiye etmenin yolu bu güçlere göre Özgürlük Önderimizi etkisiz kılmaktan geçtiğine göre başta Önderliğe yönelerek özgürlük hareketimizi etkisizleştirmek ve halkımızın özgürlük mücadelesini bu temelde bertaraf etmek esas hedefleri olmuştur. Bütün bu çabalara rağmen, saldırıları sonuçsuz kalan düşman güçleri 1998 yılı ile birlikte yeni bir konsept çerçevesinde yeni bir saldırı hamlesi başlatmıştır. Bu konsepti boşa çıkarma ve mücadelemizin gelişimine yeni bir ivme kazandırma amaçlı Önderliğimiz geliştirdiği 1998 1 Eylül tek taraflı ateşkesi ile çözümün önünü açmak istemiştir. O dönem de Türkiye tarafından resmi düzeylerde bazı kişiler görüşmek istemiş ve Önderliğimizin ateşkes süreci geliştirmesi yönünde talepte bulunmuşlardır. Önderliğimiz gelişen bu yaklaşımları şüpheli bulsa da çözüm için riskleri göze alarak yeni bir süreci başlatmıştır. Bu sürecin ardından Önderliğin Suriye’den çıkmasına yönelik baskılar oluşturulmaya başlanmıştır. Bununda diğer uluslararası komplocu güçlerle haberdar geliştirildiği gün yüzü gibi ortadadır. O dönemin kara kuvvetleri komutanı Suriye’yi tehdit ederek, Önderliği derhal ülkelerinden çıkarmaları gerektiği tehdidinde bulunmuştur. Suriye’yi tehditler salt bununla sınırlı kalmamıştır. Süleyman Demirel meclisteki konuşmasında Suriye’ye yönelik “artık sabırlarının kalmadığını” söylemiştir. Bu tehditlerle birlikte tarihi su çelişkisi de Suriye’ye koz olarak kullanılmıştır. Aynı zaman diliminde NATO Suriye sınırında bulunan İskenderun’da tatbikat yapmıştır. Tatbikatla birlikte ABD 6. Filosu da harekete geçmiştir. Bir yandan da Amerika ve Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır gibi Arap ülkelerini, Önderliği Suriye’den çıkarma işinde arabulucu olarak kullanmaktadırlar. Suriye üzerine çok kuvvetli bir baskı oluşturulmuş, Suriye tam bir kuşatma altına alınmıştır. Uluslararası ve organizeli bir biçimde gelişen lanetli komplo gerçekliği karşısında hiçbir devletin karşı çıkma gücü yoktur. Çünkü bu komploya katılan her güç kendi çıkarlarını düşünmekte ve Önderliğimizin esaret altına alınması kendi politikalarını uygulayabilmeleri için fırsat olmaktadır. Önderliğimiz tahakkümcü sistemin modernitesini Ortadoğu’ya benimsetmesi önünde en temel engeldir. Ortadoğu’nun kendi tarihinden ve karakterinden kaynaklı kapitalist moderniteyle bütünleşmeyen birçok yönü olmasına karşın, bu yönler Önderliğimizle birlikte daha da bir anlam bulmuş, derinlik kazanmış ve yeniden yapılandırılmıştır. Ortadoğu’da Irak’ın işgali ile geliştirilmek istenen süreç, özünde Önderliğimize yönelik geliştirilen komployla başlatılmak istenmiştir. Ancak Önderliğimiz üstün öngörüsü, geliştirdiği yeni strateji ve politikalarla buna izin vermemiştir. Bu nedenlerle komplocu güçler, Ortadoğu’ya müdahalenin yeni gerekçelerini oluşturmaya başladılar, müdahale daha da ileri bir zamana sarkmak zorunda kaldılar. 11 Eylül’le birlikte tehlike sinyalleri daha güçlü yanmaya başlarken, 2003’te Irak işgali ile fiili süreç başlatıldı. Emperyalist küreselleşme hamlesi, özünde ulus devletlere karşıt gelişirken, Ortadoğu’daki milliyetçi, mezhepçi unsurları kışkırtmakta, çılgınca bir savaş ortamı geliştirmektedir. Son olarak Saddam’ın idamı ve bunun çirkince teşhir edilişi, Ortadoğu’da süren iç savaşı daha da kışkırtma ve yine bölge güçlerine, ulus devletlerine gözdağı verme anlamını taşımaktadır. Ortadoğu coğrafyası üzerinden gerek maddi, özellikle de enerji kaynakları üzerinden, gerekse de manevi hâkimiyet sağlama istemi, korkunç bir tablonun ortaya çıkmasına yol açmıştır. Burada anlatmak istediğimiz esas nokta; bu korkunç planın, aslında daha 1999 yılında Ortadoğu’da halkların sosyalizm mücadelesinin temsilcisi olan Önderliğimiz ve hareketimiz üzerinden geliştirilmek istendiğidir. Emperyalist küreselleşme hamlesi, bir yanıyla bu sosyalist mücadeleyi ezecek ve anlamsızlaştıracak iken, bir yanıyla da bölgedeki ulus devletleri Kürt kozu ile daha fazla kendine muhtaç kılacak ve müdahale koşullarında rahatlık yaratacaktı. Önderlik İmralı’nın ilk süreçlerinde dahi geliştirdiği değerlendirmelerinde tehlikenin özünü işaret ediyordu ve Önderliğimiz komplonun uzun vadeye yayıldığını kısa süreli ve dar amaçlı olmadığını belirtiyordu. Bugün genel duruma baktığımızda ne Kürtler açısından ne de Ortadoğu halkları açısından komplo sona ermemiş, bilakis daha da ivme kazanmıştır. Son ilan ettiğimiz ateşkesin de Türkiye devleti tarafından çözüme dönük cevap bulması, komplonun temel bazı ayaklarını kırmak ve halklar için kazanım yaratmak açısından çok büyük bir öneme sahipti. Bu şansında kaçırılması, geri dönülemez durumları yaratacak bir gerçekliğin açığa çıkması tehlikesini de içinde barındırmaktadır. Ortadoğu’ya dayatılan politikalar var ve bu politikalar karşısında halkların demokratik birliğine yönelik çözümler, barış yaklaşımı geliştirilemez ise dışarıdan dayatılan bu politikaların bir biçimde yaşam bulacağı açıktır. Uluslararası komplonun devam eden boyutlarını aşmaya dönük Önderliğimizin ve hareketimizin geliştirdiği adımlar olmuş, ancak Türkiye tarafından bunlara doğru cevap verilmemiştir. Dün olduğu gibi bugün de Türk devleti ve hükümeti klasik politikalarında ısrar etmekte, gerici zihniyetini dayatmakta ve saldırılarını pervasızlaştırarak devam ettirmektedir. Gabar, Oramar ve Zap direnişinden sonra daha net bir biçimde açığa çıkan hükümet ve ordu gerçekliği karşısında ordu ve hükümet açısından yenilenme gerekliliği kendini dayatmıştır. Genelkurmaylığa Yaşar Büyükanıt yerine İlker Başbuğ’un getirilmesi, Ergenekon çeteleşmesinin gündemleştirilmesi bunun somut örnekleridir. Ergenekon çeteleşmesinin açığa çıkması dönem açısından bir zorunluluktu. Çünkü derin devlet gerçekliği süreci yürütecek bir karakteri barındırmamaktadır. Ergenekon çetesinin dağıtılması adı altında derin devlet kadrosunun yenilenmesi gerçekleşmiştir. Dolayısıyla elit bir çete grup tarafından yönlendirilen Türk siyaseti zihniyetsel olarak kendinde değişim yaratmayacağını bu biçimde kanıtlamıştır. Hükümet ve ordu arasında dışta çelişkilere dayalı bir süreç yaşanıyormuş gibi gösterildi. Özünde perde arkasında derin devlet ve iktidar odakları arasında bir uzlaşma gerçekleştirildi. Türkiye açısından bu gerçeklik; ABD ve dış güçlerin kendilerine göre biçim vermeleri anlamını içermektedir. Asker kökenli olsa da, bürokrat özellikleri olan İlker Başbuğ’un çözüme yönelik adımlar atmasını beklemek yanılgı olacaktır. Yani Başbuğ’un ordunun komutanı olması ne Türkiye açısından ne de Kürt halkı açısından hayra alamet değildir. Ekim ayı gündeminin oldukça yoğun geçeceği bugünden bellidir. İlker Başbuğ’un göreve başlar başlamaz önüne koyduğu ve uygulamaya başladığı ilk hedef; toplumu yeniden biçimlendirme çalışması olmuştur. Dolayısıyla bir genelkurmay olarak tüm sivil toplum örgütleriyle, siyaset kuruluşlarıyla toplantılar gerçekleştirmesi yine tüm basını toplayarak dönem siyasetini projeler halinde sunması ve adeta pratikleştirilmesi görevinin bir bölümünü de bu güçler üzerinden uygulamaya çalışması değerlendirilmesi gereken bir gerçekliktir. Hareketimize yönelik saldırılarını meşrulaştırmak ve sonuç alıcı kılmak bu temelde yeni savaşçı katılımının önünü alarak hareketimizin büyüme dinamiklerini kırmak, halk ve hareketimiz arası mücadele bağlarını zayıflatmak, özel savaş harekâtını dolayısıyla psikolojik savaşı sonuç alıcı kılmaya çalışmak hedefini herkese onaylatmayı amaçlamaktadır. Bu vesileyle aslında alttan alta herkesi tehdit ederek, kendi belirledikleri sınırların dışına çıkmamaları brifinginde bulunmuştur. DTP üzerinden yürütülen baskı, gözaltı ve tutuklamalar yine bu süreçte muhtemelen kapatılma kararının alınması Kürt halkına ve hareketimize yönelik alınan kararlardır. Yine tezkere meclisten büyük olasılıkla kabul edileceği kesin gibi görünüyor. ABD genelkurmayıyla yapılan görüşmelerde; Türkiye’nin iç politikalarında dahi bağımsız bir ülke olmadığının ve hareketimize karşı da Amerika’nın piyonu olarak kullanıldığının göstergesidir. Aslında ABD genelkurmayıyla gerçekleştirilen görüşmenin ardından kendilerince sınır ötesi olarak adlandırdıkları Kürdistan’a operasyon yetkisinin bir yıl uzatılmasına ilişkin tezkerenin meclise sevk edilmesine karar verildi. Bu görüşmeden sonra böylesi bir kararlaşmaya gidilmesi bu kararın ABD ve Türkiye’nin çıkarlar uzlaşısı temelinde geliştiğinin göstergesi olmuştur. Bu uzlaşı temelinde; Montrö boğazlar sözleşmesinden taviz verilirken, Türkiye’nin de sınır ötesi operasyonu geliştirilmesi kararlaştırıldı. Yani bu görüşme karşılıklı tavizler temelinde gerçekleştirildi. Ancak bundan zararlı çıkacak olan Türkiye’nin kendisi olacaktır. Tezkerenin uzatılması ordunun hareketimiz karşısındaki başarısızlığının da göstergesidir. Her gün “bitirdik, köklerini kazıdık” diye açıklamalarda bulunan devletin ve ordunun yalancı yüzü bu tezkerenin uzatılması tartışmasıyla ortaya çıkmıştır. Özünde bu eski paradigmanın iflası, klasik uygulamaların yenilgisi ve çözümsüzlüğün derinleşmesidir. Çözümsüzlükte ısrar da organizeli uluslararası komplo zihniyetini güçlendirmekte ve savaşta ısrar anlamına gelmektedir. Bunu kendi açıklamalarında dile getirmektedirler. Örneğin, Cemil Çiçek bu kararın alınmasından kaynaklı medyanın ordunun moralini bozacak açıklamaları yayınlamaması gerektiği uyarısında bulunmuştur. Yine genelkurmaylık açıklamasında hareketimiz karşısında başarısızlık yaşadıklarını şu biçimde ifade etmiştir. “Türk hükümeti ve ordusunun medyasıyla, siyasi kurumlarıyla, diplomatik ilişkileriyle yoğun bir diyalog ve etkileşim içerisine girerek topyekûn bir biçimde saldırıyı geliştiremediklerine” bağlamıştır. Özünde bu süreçte her yönüyle topyekûn bir saldırı gerçekleştirilmiş, özgürlük hareketimiz karşısında tüm özel savaş yöntemleri kullanılmıştır. Aslında bu hareketimiz karşısındaki başarısızlığın genelkurmay tarafından itiraf edilmesidir. Nasıl ki çözümsüzlük bu uluslararası komplo zihniyetini ve güncel politikalarını besleyen bir özelliğe sahip ise halkların çözüm politikası da komplocu zihniyet ve politikaları çökerten bir özelliğe sahiptir. Önderliğimizden öğrendiğimiz gibi her koşul altında ilkeli bir çözümde ısrar etmek bizim için ilkesel bir yaklaşımdır. Aslında çözümsüzlükte ısrar eden, kirli ve lanetli komploları dayatan egemen güçler karşısında, halkların çözüm politikasında ısrar etmek, özgürlükte, özgür yaşam, özgür kadın ve özgür erkekte ısrar etmek klasik zihniyet ve politikaları yenilgiye mahkûm edecektir. Meşru savunma mücadelemizi, her yönlü, çözümsüzlüğe karşı çözüm yaratma mücadelesi olarak daha da geliştirmek, yetkinleştirmek, bu lanetli komploya karşı onurlu mücadelenin temelini oluşturmaktadır. Bugün Rêber Apo’nun İmralı’da dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir zamanında görülmeyen bir biçimde yaşanan görkemli direnişiyle, halkımızın yükselen serhıldanlarıyla ve gerilla güçlerimizin kahramanca direnişiyle uluslararası komplocu güçler boşa çıkarılmıştır. Türkiye’nin yaşadığı kriz bunun en somut ifadesidir. İçerisinde bulunduğumuz süreç her yönüyle kritik bir süreçtir. İmha konsepti üzerinden geliştirilen topyekûn saldırılar boşa çıkarılmıştır, ancak tüm güçlerimiz ve halkımız kendini daha da kızgınlaşacak bir sürece hazırlıklı kılmalıdırlar. Türk ordusu ve hükümetinin yeniden bir güney işgali ihtimali tezkerenin gündemleştirilmesinden bellidir. Zap yenilgisini hazmedemeyen Türk ordusu, diğer devletlerle ve bölgesel güçlerle ortak operasyonlar geliştirebilir. Sonuç alma temelinde bir kez daha Türk ordusunun kendisini deneyeceği bir operasyon gerçekleştirme olasılığı yüksektir. Bu nedenle bütün güçlerimizin şimdiye kadar yaptıkları hazırlıkları daha da derinleştirmeleri, mevzilenmeden tutalım taktik yoğunlaşmaya, gizlilikten tutalım yaşam disiplinine, gerilla kurallarından tutalım yaşam tarzına kadar düşmanın başarısına zemin sunacak hiçbir boşluğun kesinlikle bırakılmaması gerekmektedir. Lanetli komplo gerçekliği karşısında onurlu mücadelenin temeli kahraman şehitlerimiz tarafından atılmıştır. Hareketimizin başlangıcından bu yana bir yandan komplo, ihanet yaşanırken diğer yandan özgür ve onurlu insan olmanın soylu direnişi yaşanmıştır. Ekim ayı mücadele tarihimiz açısından bu gerçekliğin yoğun bir biçimde yaşandığı aylardan biridir. Ekim ayı gelince bir yandan hüzünlenir, acı çeker diğer yandan gururlanırız, şehitlerimizle onurlanırız. Beritan, Azime, Meryem, Zeynep, Ronahi Alman ve Mizgin Türk arkadaş Ekim ayı içerisinde şahadete ulaşmışlardır. Onlar özgürlüklerini halkların kardeşliğinde, kimliklerini hem kadının hem de halkların yaradılışında, kadın ve halk sevgisini dağlarda arayan ve bulanlardı. Bir halkın yeniden yaradılış destanında kadın kimlikleri ile özgürce, cesurca yer aldılar ve kendileri bir destan oldular. Bu şehitlerimizle hareketimizin enternasyonalist karakteri zirvesel ifadesini yaşadı. Kürdistanlısı, Türkiyelisi, Almanıyla. Azime arkadaş, özgürlük mücadelemizin ilk kadın komutanlarındandı ve bir öğretmendi. Meryem arkadaş, tüm arkadaşları saatlerce dinleyebilecek yüreğe sahip bir arkadaştı ve bir anneydi. Ronahi arkadaş inatçı bir Alman devrimcisiydi. Mizgin arkadaş halkların kardeşliğine kendini adayan bir Türkiyeliydi. Beritan arkadaş asi bir Dersim kızıydı ve öncü komutanımızdı. Zeynep arkadaş devrimci bir gazeteci, kadın hareketinin öncülerindendi. Bu yoldaşlarımız farklı farklı mekânlardan, zamanlardan kadınlar olarak özgürlük mücadelesinde buluştular. Ekim ayına anlam kazandırdılar. Bu arkadaşlar mücadelemize de çok yönlü anlamlar kazandırdılar. Kadın arkadaşlarımızın şahadeti, mücadelemizin temellerini güçlendirdi, daha sonrasında ordulaşmamızı geliştirdi ve partileşmemizi zirveleştirdi. Bu ayda şahadete ulaşan Beritan arkadaş, Önderliği görmemesine rağmen bu ideolojiye olan derin bağlılığı ve çizgiye olan inancıyla hareketimize karşı geliştirilen komploları en erkenden fark etti ve tavır koydu. Beritan arkadaş, sistemin odağında yaşamasına rağmen modernitenin etkilerinden uzak kalmayı başarmıştı. Bu nedenle Önderliği derinden hissediyor ve anlıyordu. İlkel milliyetçi çizgi ve tüm komplocu güçler karşısında APOCU militan duruşun nasıl olması gerektiğini kendi kişiliğinde ve eyleminde ortaya koydu. Dolayısıyla Önderliğimiz son süreçte de içten ve dıştan gelişen tüm saldırılara karşı Beritan ve Kemal arkadaşların çizgisini gündemleştirdi. Yıllar öncesinden bu arkadaşlar Önderliğimize ve hareketimize karşı gerçekleştirilen komploları fark edip APOCU militanın göstermesi gereken duruşu, kişiliği sergilediler. Bu yönleriyle Beritan arkadaş kadın ordulaşmamızın yiğit ve kahraman komutanlarındandır. En anlamlı ve en soylu halklar kardeşliğini, kadın arkadaşlığını yaşamları, eylemleri ve şahadetleriyle kanıtladılar. Onlar yaşadıkları anda, her soluk alış verişlerinde ve döktükleri kanda, verdikleri son nefeste hep kardeşliği, özgürlüğü, güzelliği haykırdılar. Ekim ayı bu yiğit kadınların sınır tanımayan yürekleri ile kadın kardeşliği, halklar kardeşliği gibi çok anlamlı ve yüce bir zaman tanımlamasına kavuşmuştur, mücadelemizde. Biz ise özgürlük için yaşayan kadınlar olarak dünyamıza, coğrafyamıza ve bizlere anlam katan yoldaşlarımızın amaçlarını, ütopyalarını bıraktıkları yerden devam ettirmenin azmini, coşkusunu yaşıyoruz. Bu şehitlerimizin açığa çıkardığı gerçekliği mutlaka halklara, kadınlara, çocuklara, doğaya ve tüm güzelliklere yaraşır bir toplumsal sisteme dönüştüreceğiz. Sonuç olarak Önderliğimiz şahsında, yaratılmak istenen özgürlük değerlerine, insanı insanlaştıran değerlere bir saldırı içerisinde olunduğu ve bunun süreklileşen bir saldırıya dönüşeceği unutulmamalıdır. Bu değerlerin koruyucu, geliştirici gücü olan gerilla güçlerimizin bu saldırıların odağı olacağı da bilinmelidir. Bu saldırıları boşa çıkarmak bizlerin göstereceği duruşa bağlıdır. Hareketimiz açısından dış saldırılar çok yönlüleşerek kapsamlılaşmaktadır. Bu saldırılar kadar içte de ideolojik saldırılar gelişmektedir. Ancak şu da açığa çıkmıştır ki eskisinden çok daha güçlüyüz. Önderliğimizin son savunmaları içimizde yaşanan sorunlara ve çözüm yöntemlerine ilişkin oldukça aydınlatıcı olmaktadır. Özellikle en son gerçekleştirilen PKK 10. Kongresi hareketimizin kendini ne kadar güçlendirdiğinin, derinleştiğinin ve yenilendiğinin göstergesi olmuştur. Aşınan, yıpranan ve PKK özünden uzaklaşılan yanların aşılmasının pratik adımlarının atıldığı bu kongre, Apocu çizgide militanlığın gerekliliklerini yerine getirme ve partileşerek zaferi kazanmanın da adı olmuştur. Bu yönüyle bu Önderliğimiz özgürlüğünün sağlanması şiarıyla geliştirilen kongremiz tüm güçlerimizde, halkımızda büyük bir moral-motivasyon, coşku ve heyecan yaratmıştır. HPG ve YJA STAR komutanları ve savaşçıları herkesten daha fazla kongre kararlarına sahip çıkmalı, uluslararası komplocu güçleri boşa çıkarmalı, Ekim ayının direniş ruhuyla çalışmalara katılmalıdır. Son olarak; Ekim ayı vesilesiyle lanetli komployu ve komplocu güçleri kınıyor, başta yiğit komutanımız Beritan arkadaş olmak üzere tüm şehitlerimizi saygıyla anıyor ve komplocu güçlere inat Önderliğimizin özgürlüğünü sağlama amaçlı çalışmalara daha güçlü katılacağımızın sözünü şehitlerimize layık olma üzerinden yineliyoruz. |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvpl | Son Mesaj |
| İşkencede öldüren 8 polis yeniden hâkim karşısında | Delila | Güncel - Haberler (Nûçeyên Rojane) | 0 | 10-08-2008 12:18 |
| Venedik Komplosu / Tempesta / DvDrip / 2004 | AdaR_21 | Yabancı Filmler ( Deutsch,English ve Türkce) | 0 | 10-03-2008 00:39 |
| Ben Bir Martı Oluyorum İmralı Semalarında | ßêrîvan | Sizden Gelen Siir`ler | 1 | 09-24-2008 21:31 |
| 9 Ekim komplosu öyle sıradan bir olay değildir | Berfin | Önderlik Genel | 0 | 09-22-2008 01:20 |
| Öcalan: İmralı Diyarbakır Cezaevi'ne dönüştü | xebat_63 | Görüşme Notları | 0 | 09-20-2008 01:13 |
![]() |
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® JiyanBoard Version
Copyright ©2007 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
|
![]() |