|
![]() |
|
|||||||
| Kayıt ol | Cezalilar | Tüm Albümler | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri Önderligimiz, genclik ve Savunma gücleri ile ilgili Hersey...BURADA YAYINLANACAK HER KONU VE MESAJ YÖNETICI KONTROLÜNDEN GECECEKITR.... |
|
||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Medocy
![]() Üyelik tarihi: Sep 2008
Üye No: 1
Mesajlar: 466
Konular: 309
Referanslari: 26
Arkadaslari: (10)
Nerden: Kurdistan
Meslek: Emekli
Interests: Azadi
Biyografi: Teyrêki Birindare
Yaş: 25
Cinsiyet: Bay
Kullandigi Tesekkür: 9 Aldigi Tesekkürler: 139
Blog Başlıkları: 1
Tecrübe Puanı: 150
Aldigi Puanlar: 1513 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
Son Aktivitesi: Dün :
22:04
Toplam Online Süresi: 1 Hafta 6 Gün 1 Saat 40 Dakika 22 Saniye
|
HİLVAN-SİVEREK PRATİĞİ ve ÇIKARILMASI GEREKEN DERSLER -III- Biz bu mücadele ortamına girmeden, bu mücadeleyi daha geniş bir zemine ve toplumsal temele oturtmak istiyorduk. Bu amaçla Siverek’te faaliyet yürüten ve kendilerine devrimci diyen kimi örgütlere de çağrıda bulunduk. Siverek'te egemen olan DDKD, KAWA, TİKKO, ALA RIZGARİ vb. örgütler vardı. O zamana kadar bu örgütlerin Celal Bucak'a karşı bırakalım eylemsel bir faaliyet içerisine girmelerini bir yana bırakalım, söz düzeyinde bile en ufak bir karşılık verme durumları yoktu. Siverek'te çalışmaya başladığımızda bu örgütlere şu öneriyi götürdük: "Kendinize devrimci diyorsunuz. M. Celal Bucak halka bu kadar baskı uyguluyor. Gelin buna karşı birlikte bir mücadele geliştirelim. İstiyorsanız, hanginiz istiyorsa mücadeleye öncülük etsin, biz destekleyelim.” Bu kabul edilmedi. O zaman biz mücadeleye biz öncülük edelim, siz destekleyin dedik. Ama bu da kabul edilmedi. Hiç biri buna yanaşmadı. Bu güçler mücadeleye katılım gücünü gösteremeyince biz yalnız başladık. Bizim esas düşüncemiz bunların hepsini mücadeleye katmaktı. O zaman M. Celal Bucak'a karşı çıkma cesaretini ne bu örgütler, ne de halktan insanlar gösteremiyorlardı. Oldukça sindirilmişlerdi. Bu dönem partileşme doğrultusunda önemli adımların atıldığı bir dönemdi. Halil Çavgun arkadaşın şahadeti üzerine Parti Önderliği’nin hazırladığı Manifesto’yla partileşme doğrultusunda önemli bir adım atılmıştı. Eski amatör ilişkilerle mücadeleyi sürdürmek ve saldırılara karşı koyabilmek zaten mümkün değildi. Profesyonellik, partileşme bu anlamda önemli bir gelişmeydi. Çoğu arkadaşımız o dönem bunun farkında olmasa da, parti kuruluşu yeni bir dönemdi. Hilvan mücadelesinden kısa bir süre sonra, 27 Kasım 1978’de PKK’nin Kuruluş Kongresi gerçekleştiriliyordu. PKK fiilen kurulmuştu, ilanı da büyük bir eylem olacak olan Bucak’a karşı gerçekleştirilecek eylemle kamuoyuna duyurulacaktı. Bu hazırlıklarımız tamamlandığında eylemin planlama safhasına geçilmişti. Eylem direkt M. Celal Bucak’ın şahsına ve çevresindeki bir takım yakın adamlarına yönelik olacaktı. Öyle dallandırıp budaklandırmadan, aşireti işin içine fazla sokmadan, dar eylem gruplarıyla ve profesyonel bir tarzda eylem gerçek-leştirilecek ve sonuçlandırılacaktı. Hilvan’da başarılı bir tarzda uygulanan, edinilen tecrübelerle daha yetkin bir tarzda uygu-lanacaktı. Planlamamız bunun üzerineydi. Eylem gerçekleştirildiği gün partinin ilanı da gerçekleştirilecekti. Hilvan ve Siverek başta olmak üzere, sayısal bileşimleri küçük, ama eylem kapasiteleri yüksek gruplarımız hazır bir vazi-yette yerleştirilmişlerdi. Bu gruplarımız her an harekete hazır durumdaydılar. Gelecek bilgiye ve talimata göre hareket edecek, hedefe yönelip yok edeceklerdi. Bucak’ın 30 Temmuz tarihinde Urfa’da bir düğüne gideceği bilgisi edinilmişti. Bu bilgi üzerine eylemin Urfa’da düğünde yapılması planlandı. Bu amaçla iki arkadaş otomatik tabancalarla bu alana yerleştirildiler. Diğer gruplarımız da tam teçhizatlı ve hazır pozisyonda planlandığı biçimde yerlerinde kalıyorlardı. Gelecek bir talimatla anın-da hedefe yönelebilecek pozisyondaydılar. M. Celal BUCAK Urfa’daki düğüne giderken, Hilvan’la Urfa arasında kızının yerleşik olduğu Kırbaşı köyüne uğramış ve ge-ceyi burada geçirmeyi kararlaştırmıştı. Bu bilgi kısa bir sürede çok yakın olan Hilvan’daki birimimize ulaşmıştı. Hilvan ve Sive-rek’teki faaliyetlerden sorumlu olan Mehmet KARASUNGUR arkadaş da bu sırada Hilvan’daydı. Bu da eylem karar ve inisiyatifinin Hilvan’daki birime geçmesini sağlıyordu. Zaten belirttiğim gibi oradaki arkadaşlar da eylem için hazır durumdaydılar. Böyle olunca tereddüt bile etmeden, istihbarat alınır alınmaz eylem planı yapılıp yola çıkılmıştı. Eylem planı köye baskın yapma, Bucak’ı yakalama ve sonrasında da köylerde teşhir etme üzerine kurulmuştu. Bu doğrultuda harekete geçilmişti. Kırbaşı köyü Hilvan’ın çıkışında bulunan küçük bir köydür. Köy yolun kenarındadır. Karayolu oradan geçtiğinden, arabayla oraya varmak hem kolaydır hem de dikkat çekmez. Arkadaşlar da arabalarla herhangi bir dikkat çekmeden köyün içine kadar giriyorlar. Zaten arabadan çıkıp evi kuşatmak veya eve saldırmak, saniyelerle ölçülebilecek bir zamanda gerçekleştirilebilecek bir eylemdir. Arkadaşlar da o kısa zaman süresinde belirlenen eve yani hedefe ulaşıyorlar. Bucak tedbirli olsa da hazırlıksızdır. Arkadaşlar imha temelinde hedefe yönelecek olsalar, Bucak karşılık vermeyi bir yana bırakalım, hareket etmeye bile zaman bulamayacaktır. Ancak arkadaşlar Bucak’ı sağ yakalayıp teşhir etmeyi düşündüklerinden ve temelde bir karara vardıklarından, imha temelli bir saldırıdan ziyade, teslim olması çağrısında bulunuyorlar. Bu da Bucak ve adamlarının toparlanmalarına ve karşılık vermelerine yetecek zamanı yaratıyor. Teslim ol çağrılarına ateşle karşılık verilince, arkadaşlar zorunlu olarak imha etme temelli bir saldırıya girişiyorlar. Baskın böylece çatışmaya dönüşüyor. Her ne kadar Bucak yaralansa ve adamlarından bazıları ölse de eylem planlandığı gibi yürümüyor, başarısız bir sonuç ortaya çıkıyor. Dahası Salih KANDAL arkadaş şehit düşüyor, bazı arkadaşlar da yaralanıyorlar. Çokça değerlendirmelere konu olan Siverek çatışması bu ilk çatışmayla birlikte böyle başlamış oluyordu. Başlangıçlar genelde genel gidişatı belirlerler. Başlangıç nasılsa sonuç da öyledir denir ya, bu doğru bir değerlendirmedir. İlk adım veya ilk yaklaşım neyse, sonrası da aynı zemin üzerinde yükselir. Başarısız ve zayıf bir pratik, başarısız ve zayıf bir sonuç yaratır. Bu doğrultu her olayda olamasa bile, çoğunlukla karşılaşılan bir durumdur. Hilvan’daki mücadele de bu temelde değerlendirilebilir. İlk eylemin başarılı geçmesi için çok uğraşılmış, zaman iyi değerlendirilmiş, başarılı ilk eylemin ardından başarılı bir sonuç alınmıştı. Hem de çok az kayıp vererek ve büyük gelişmeler sağlanarak bu başarılmıştı. Ama Siverek için aynı şeyleri söylemek mümkün değildi. İlk eylem kayıp ve kısmi bir başarıyla tamamlanmış, bu da sonrasında gelişecek olan savaşın biçimine yön vermişti. Kısa süreli ve kadrosal düzeyde yürütülmesi planlanan bir savaş, son derece geniş bir zamana yayılan, çokça kayıplara ve olanakların heba olmasına yol açan bir savaşa dönüştü. Köylü tarzı öne çıktı, savaş yüzlerce insanın katıldığı bir köylü savaşı halini aldı. Bu da inisiyatifin elden kaçırılmasına, savaşın ardına takılmamıza ve çokça değerin heba olmasına neden oldu. Bu ise devletin arayıp da bulamadığı bir şeydi. Devlet bunu körükledikçe körükledi, yer yer de güçlerini devreye sokarak, Bucakları organize ederek ve yöneterek bu çatışmayı çözümsüz hale getirmek için elinden geleni yaptı. Önderliğimizin ve yönetim düzeyindeki bazı arkadaşların yurtdışında olmaları, Mazlum ve Kemal arkadaşların tutuklanmış olup cezaevinde bulunmaları nedeniyle, bu pratiğe yeterince müdahale de edilemedi. Dolayısıyla partinin ülke içindeki dönem yöneticileri bu yetersiz pratiğin peşinden sürüklendiler. İlk eylemin başarısı ya da başarısızlığı her zaman önemlidir. Eğer Kırbaşı eylemi istediğimiz gibi gerçekleşmiş olsaydı, Si-verek’teki mücadele çok daha farklı bir rota izleyebilirdi. Yani M. Celal Bucak ilk eylemde imha edilmiş olsaydı, aşiretin bütünlüğünü çok daha kısa zamanda etkisiz duruma getirmek ve fazla zayiata yol açmadan bunu gerçekleştirmek mümkün olabilirdi. Bu olmayınca Bucaklar kendilerini toparladılar ve savaşın zamana yayılmasına neden oldular. Bu da hem büyük bir güç hem de zaman kaybına neden oldu. Hatta burada uygulanan ciddi bir savaş tarzı yoktur. Elbette partimizin savaşa yaklaşımı ve zayıf da olsa bir savaş teorisi vardı. Ulusal kurtuluş mücadeleleri incelenmiş, bunların savaş tarzları her yönüyle gözden geçirilmişti. Birebir onların uyguladıklarını alıp uygulama diye bir sorunumuz hiç olmadı. Hareketimizin grup aşamasında bile hep kendi koşullarımızdan, kendi ülkemizin ve halkımızın somutundan hareket ederek kendi teorimizi oluşturmuştuk. Savaş konusundaki yaklaşımlarımız da hemen hemen aynıydı. Uzun süreli halk savaşını açılım düzeyinde olmasa da, formülasyon düzeyinde biliyorduk. Kaldı ki, daha önce küçük bir grup olduğumuzdan ve hedeflerimiz de geniş çaplı olmadıklarından, küçük çaplı suikastlar ve sabotaj gibi eylemlerle hedeflerimize yöneliyorduk. Hilvan’da ve öncesinde bunu başarıyla uygulamıştık. Eylemcilik boyutuyla değerlendirecek olursak, aslında Siverek’te de başarılıydık. Cesareti ve eylemciliği konusunda hiç kimse arkadaşlarımızla yarışamazdı. Arkadaşlarımız harika eylemcilerdi. Yeter ki hedeflerini görsünler, tanısınlar ve bilsinler, o eylem kesinlikle gerçekleştirilmiş olurdu. Siverek’te eğer bir düzey tutturulduysa, bunun nedeni arkadaşlarımızın cesareti ve eylemci yapılarıydı. Aksi takdirde farklı bir sonuç da ortaya çıkabilirdi. Siverek’te koşullarımıza denk düşen ve sonuç alıcı bir savaş tarzından bahsetmek gerçekten de mümkün değildir. Yürütülen savaş tarzı esasen köylü savaş olmuştur. Sınırlı sayıda kadro ile çok sayıda köylünün katıldığı ve etkin oldukları bir savaş yürütülmüştür. Köylülerin savaşa katılması kötü bir şey değildir, bu olumludur, ancak bizim kastettiğimiz bu değildir. Bizim sözünü ettiğimiz savaş tarzı köylülerin düzensiz, disiplinsiz, plansız tarzlarını partiye dayatmaları ve yetersiz kadroların da bunların ardına takılmalarıdır. Daha sonra bu pratik parti tarafından değerlendirilmiş, taktik dışı olarak eleştirilmiştir. Bu anlamda partinin eleştirisi haklı, doğru ve yerindedir. Kemal PİR arkadaşın yurtdışından dönüşünde Siverek’te gördüğü manzarayı bir mektupla Önderliğimize rapor etmişti. Kemal arkadaşın Parti Önderliği’ne yazdığı mektubun özü şuydu; "Bu işin sorumluları kimse, yakalarına yapışıp hesap sormak istiyorum. Kimin bu savaşı bu hale getirdiğini görürsem, iki elimle yakalarına yapışacağım ve kendilerinden hesap soracağım. PKK adına burada neler yapılmış? PKK'ye ancak bu kadar düşmanlık yapılabilir. Kim bunu yaptı?" Parti Önderliği de zaman zaman belirtir; o mektup Siverek'in içinde bulunduğu durumu, bu durumun nedenlerini ve sorumlularını ortaya koyar ve büyük bir öfkesi vardır. Partimiz Siverek’te gerilla tarzı bir mücadeleyi geliştirmeyi hedeflemişti. Belki ilk anda bir gerillaya geçiş olmayabilirdi. Ama gerilla burada geliştirilecek, Botan’a oturtulacak ve oradan da tüm ülkeye yayılacaktı. Hedefimiz de, planlamamız da buydu. Gerilla neydi ve örgütlülüğü nasıldı? Gerilla küçük güçlerin büyük güçlere karşı yürüttüğü savaşın adıydı. Küçük, gizli, seri, inisiyatifli savaş tarzıydı. Ne zaman, nerede ortaya çıkacağı, ne zaman nerede ve hangi hedefe karşı eylem koyacağı bilinmeyen; ortaya çıkmaları, eylem koyup kaybolmaları biranda olan küçük ve son derece gizli yürütülen bir savaş tarzıydı. İnisiyatifi her zaman elinde bulunduran, istediği yer ve zamanda ortaya çıkan ve eylem koyan, istemediği ve inisiyatifinde olmayan hiçbir yer ve zamanda ortaya çıkmayan ve eylem yapmayan, bu anlamda da inisiyatifi asla düşmana kaptırmayan bir savaş tarzıydı. Eylemlerini saniyelere, bilemediniz dakikalara sığdıran, eylemlerini zamana yaymayan, zamana yayılan çatışma-ların inisiyatifi elinden alacağını bilerek hareket eden ve dolayısıyla zamana yayılmış çatışmalara zorunlu olmadıkça girmekten kaçınan son derece hızlı ve aktif bir savaş tarzıydı. Toplanma-dağılma ilkesini iyi uygulayan, eylemin çapına göre toplanan ve eyleminden sonra da zaman geçirmeden dağılan, pusu ve baskın gibi eylem inisiyatifini hep elinde bulunduran bir savaş tarzıydı. Biz böyle bir gerillayı Siverek’te yaratmak istiyorduk. Eylemlerimizin de gerillanın bu yaklaşımına göre yürütülmesi gere-kiyordu. Partinin tarzı ve taktiği buydu. Buna uygun davranıldığı müddetçe parti taktiğine uygun yüründüğü ve bunun dışına çıkıldığında ise parti taktiğinin dışına çıkıldığı nettir. Siverek’te yürütülen tarz, parti tarz ve taktiğinin dışında bir tarz ve taktikti. Vereceğimiz bir örnek o dönem yaklaşımlarının nasıl olduğunun anlaşılmasına yardımcı olabilir. Onlarca, hatta bazen yüze varan arkadaş Bucaklara ait bir köyün basılmasına katılırlardı. Köy gece karanlığıyla birlikte kuşatmaya alınır ve sabaha kadar bu kuşatma çatışmalı bir biçimde devam ederdi. On binlerce merminin yakıldığı bu çatışmaların sayısı bir hayli fazladır. Köylülüğü içine alarak, köylülüğün savaşına dönüşüyor. İşte o bozuk savaş dediğimiz, mevzi savaşı dediğimiz çatışma tarzı bu biçimde giderek egemen oldu. Bu tarz Kürdistan’da oldukça egemen olan ve çokça yaşanan bir tarzıdır. Kürdistan'da Kürt insanı bu tarza yatkındır. Geçmişte birçok birimimizde yaşanan, bu geleneksel tarzdı ve halen de zaman zaman aynı tarzla karşılaşıyoruz. Yani hemen mevzie yatma, çatışmayı sürdürme ve çatışmayı daha geniş zaman aralığına yayma durumunu yaşı-yoruz. Oysa bu durum gerilla için ölüm demektir. Neden bu yapılıyor? Kuşkusuz çok kötü niyetli olduklarından değil. Geçmişte hep aşiret çatışmaları, köy çatışmaları ya-şanmış; bu çatışmalarda uygulanan tarz da bu tarz olmuş. Bu da oradan bizlere yansımış. Önderlik o kadar müdahale etmesine rağmen, gerillamız bu tarzın etkilerinden kolay kopmadı. Halen de etkileri var, söküp atmaya çalışıyoruz. Sonraki savaş prati-ğimizde de tanımladığımız bu gerilla tarzının dışına çıkıldı. Kısa sürede bitirilmesi gereken eylemler zamana yaydırıldı, giril-memesi gereken çatışmalara girildi. Gizlilik esaslarına fazla riayet edilmedi. Uzak durulması gereken köylerin çevresine yer-leşmeler yaşandı, düşmana çokça görüntü verildi ve gereğinden fazla istenmeyen çatışmalara girildi. Toplanma-dağılma ilkesine fazla uyulmadı. Esneklik, hız ve inisiyatife fazla dikkat edilmedi veya gerillanın bu özellikleri yeterince uygulanamadı. Önderliğin gerillayı oturtma temelinde bu yönlü kapsamlı eleştirileri oldu. Tüm bunlar sonraki süreçte de çok sayıda yersiz kaybın gelişmesine neden oldu. Yukarıda anlattığımız şeyler hiçbir yönüyle tanımladığımız gerillaya benzemiyor, uymuyor. Bu, sürdürülebilir bir savaş tarzı değildir. Böyle bir savaşa ne adam, ne de silah ve cephane yetiştirilebilir. Öyle bir duruma gelmiştik ki, sınırlı kaynaklarımızın büyük çoğunluğunu da Siverek’te yürütülen bu mücadeleye ayırmak zorunda kalıyorduk. Bu savaşı kabullenmek ve sür-dürmek zorunda kalmıştık. Bırakmak çok daha farklı sonuçlara yol açardı ve buna da izin veremezdik. Siverek'te uygulanması gereken neydi, ne uygulandı? Siverek'te uygulanması gereken silahlı propaganda taktiğiydi, ama uygulanan mevzi savaşı oldu. Yani taktik uygulanmadı. Taktik dışı bir tutuma sapma yaşandı. Onun için de sonuç alınamadı. Tam tersine bu taktik dışı tutum orada bizi çıkmaza sürükledi, çıkmazı derinleştirdikçe derinleştirdi. Bu da maddi manevi birçok kayıplara yol açtı. Birçok arkadaşın şehit düşmesine, birçok değerlerimizin yitirilmesine yol açtı. Evet, Bucak'a darbeler vuruldu, birçok köy etkisinden kurtarılıp köylülere geri verildi. Bucak’ın baskılarından ve ölüm tehditlerinden dolayı evlerini, köylerini terk edip kaçan, metropollere yerleşen köylüler geri gelip köylerine yerleşti. Bucak 145 civarında köyü otoritesi altında tutuyordu, bunların büyük bir kesimi kurtarıldı. Halkın büyük bir kesimi mücadeleden olumlu yönden etkilendi. Bizim esas amacımız, silahlı propaganda birliklerini geliştirip gerillaya ulaşmaktı. Ancak bu amacımıza ulaşamadık. Silahlı propaganda taktiğini uygulamadığımız için, silahlı propaganda birliklerini geliştiremedik, gerillaya hiç ulaşamadık. 1980 yazında Lübnan’da eğitim görüp dönen arkadaşların müdahalesiyle bu düzensiz savaş biraz düzene girer gibi olmuştu. Ancak Kemal arkadaşın talihsiz bir biçimde yakalanması yaşandı. Hemen ardından da 12 Eylül faşizminin darbe yaparak, devlet durumu tüm yönleriyle kontrol altına aldı ve partimize karşı saldırıya geçti. Devrimci hareketlerin kısa sürede dağılmaları, cuntaya karşı bir şey yapamamaları, bizim de kendi başımıza cuntaya karşı durabilecek güç ve örgütlülükten yoksun olmamız ve bütün bunla-rın sonucu olarak Önderliğin yeni döneme hazırlanmak üzere partiyi yurtdışına, Lübnan sahasına çekmesi bu sürecin böylece kapanmasını sağladı. Hilvan-Siverek güçlü birer mevzi olmuştu. PKK biraz da Hilvan ve Siverek’te yürüttüğü mücadeleyle tanınır hale geldi. Kürdistan özgürlük mücadelesi ve PKK biraz da burada geliştirdiği mücadele ile Kürt halkının gönlünde yer etti, örgütlülüğü ete kemiğe büründü. Eksiklikleri, yetersizlikleri ve bu temeldeki eleştirilerimiz bir yana, Hilvan ve Siverek mücadelesi hem parti tarihimizin dersler çıkarılması gereken önemli bir dönemi, hem de partimizin tüm eksikliklerine rağmen her koşul altında sahipleneceği bir pratiğidir. Hilvan-Siverek PKK ve Kürt halkı açısından bir okuldur. Mücadelemizin bugünlere gelmesinde çok önemli bir temel olmuştur ve bu asla göz ardı edilemez. PKK küçük bir güçtü. Ciddi iddia ve ütopyaları vardı. Kürdistan’ı sömürge konumundan çıkarmak, Kürt halkını da onurlu her halk gibi özgürlüğüne kavuşturmak, kendi tarihinin öznesi yapmak esas amaçlarındandı. Kürt halkının demokratikleşmesinin önündeki engelleri kaldırmak, bu anlamda çağdışı kurum ve örgütlenmeler olan aşiretçilik ve ağalık sistemine son vermek ve halkımızı sosyalizmle buluşturmak esas amaçlarımızdandı. İşte Hilvan ve Siverek’te geliştirdiğimiz mücadele bu doğrultuda attığımız önemli adımlardı. Yarattığı sonuçlar da son derece olumluydu. Halkımızı kendi kimlik ve kişiliğiyle buluşturdu. Halkı-mızı kendi özgürlük mücadelesiyle buluşturdu. Kürt halkı gibi örgütsüz ve mücadelesiz bir toplum olarak düşünüldüğünde, ya-ratılan gelişme ve sonuçların anlam ve önemi daha iyi anlaşılıp değerlendirilebilir. Hilvan-Siverek mücadelesi PKK’nin anti-feodal, anti-kapitalist ve sosyalist özünü tüm çıplaklığıyla açığa çıkardı. Teoride sosyalist, anti-feodal olmak ve anti-kapitalist yetmez. Devrimci ve sosyalist geçinen çok sayıda örgütün programları bu temel-deki değerlendirme ve çözümlemelerle doludur. Ama pratik dendiğinde dişe dokunur bir tek eylem ve pratiklerinin olmadığı görülür. O zaman nerede kaldı sosyalistlik, nerede kaldı anti-feodallik? Her ikisi de eylem ister. Eylemsiz program su üstüne yazı yazmaya benzer. Etkisi anla sınırlıdır. Marx ve Engels’in, “Sosyalizm doğrultusunda atılan her adım, bir düzüne program-dan daha değerlidir” biçimindeki sözleri de, eyleme yönelen düşüncenin gücünü göstermesi açısından önemlidir. PKK ilk iki sözü bir araya getirdiği andan itibaren eyleme yönelmiştir. Hilvan ve Siverek amacı gerçekleştirme doğrultusunda atılan çok ciddi eylemselliklerdir. Tüm eksikliklerine rağmen, tarih yapıcı rolleri de asla göz ardı edilemez, inkâr edilemez.Cemil Bayik |
|
"Edebi bir eserde siyaset, bir konserin ortasında patlayan tabanca
gibi kaba ama göz ardı edemeyeceğimiz birseydir. Şimdi çok cirkin seylerden söz edecegiz..." Stendhal, Parma Manastırı
|
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
![]() Üyelik tarihi: Sep 2008
Üye No: 8
Mesajlar: 3,693
Konular: 1968
Referanslari: 5
Arkadaslari: (11)
Nerden: KüRDiSTaN
Meslek: pc emekcisi :)
Interests: ASİ
Biyografi: kece kudan
Cinsiyet: .
Kullandigi Tesekkür: 30 Aldigi Tesekkürler: 254
Tecrübe Puanı: 150
Aldigi Puanlar: 3620 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
Son Aktivitesi: Bugün :
01:39
Toplam Online Süresi: 6 Gün 10 Saat 58 Dakika 41 Saniye
|
spas heval
|
|
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|