FORUM Portal Albümlerim Sosyal Gruplar Kimler Online Bugünki Mesajlar
Geri git   JiyanBoard.org > Özgür Ülke -Siyasi Serbest Kürsü - Gündem - Haberler > ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri
Kayıt ol CezalilarTüm Albümler Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri Önderligimiz, genclik ve Savunma gücleri ile ilgili Hersey...BURADA YAYINLANACAK HER KONU VE MESAJ YÖNETICI KONTROLÜNDEN GECECEKITR....

Konu Bilgileri
Konu Başlığı
HİLVAN-SİVEREK PRATİĞİ ve ÇIKARILMASI GEREKEN DERSLER -II-
Konudaki Cevap Sayısı
0
Şuan Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme Sayısı
44

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10-06-2008, 05:07   #1 (permalink)
Medocy
 
JiyaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Üye No: 1
Mesajlar: 466
Konular: 309
Referanslari: 26
Arkadaslari: (10)
Nerden: Kurdistan
Meslek: Emekli
Interests: Azadi
Biyografi: Teyrêki Birindare
Yaş: 25
Cinsiyet: Bay
Kullandigi Tesekkür: 9
Aldigi Tesekkürler: 137
Blog Başlıkları: 1
Tecrübe Puanı: 150
Aldigi Puanlar: 1513
JiyaN has a brilliant futureJiyaN has a brilliant futureJiyaN has a brilliant futureJiyaN has a brilliant futureJiyaN has a brilliant futureJiyaN has a brilliant futureJiyaN has a brilliant futureJiyaN has a brilliant futureJiyaN has a brilliant futureJiyaN has a brilliant futureJiyaN has a brilliant future
Ruh Hali:
Son Aktivitesi: Dün :   22:04 
Toplam Online Süresi: 1 Hafta 6 Gün 1 Saat 40 Dakika 22 Saniye
Submit to Clesto Submit to Digg Submit to Reddit Submit to Furl Submit to Del.icio.us Submit to Jeqq Submit to Spurl
Standart HİLVAN-SİVEREK PRATİĞİ ve ÇIKARILMASI GEREKEN DERSLER -II-

HİLVAN-SİVEREK PRATİĞİ ve ÇIKARILMASI GEREKEN DERSLER -II-
PKK gelişmeye başladığı ilk anlardan itibaren feodal kalıntıların Kürdistan toplumunun gelişmesi önünde engel olduğunu görmüş ve mutlaka bunun tasfiye edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Daha o zamanlar hazırlanan Kürdistan Devriminin Yolu adlı Manifesto’da, devrimimizin milli ve demokratik olmak üzere iki yanı tespit edilmiş; demokratik yan bu feodal kalıntıların, aşiretçiliğin, ağalık ilişkilerinin son bulması biçiminde isimlendirilmişti. Bu ilişkilerin en fazla öne çıktığı alan olarak Urfa ve çevresinin bu anlamda mücadelenin de en fazla yoğunlaşacağı bir alan olması beklenen bir durumdu. Ama partimiz bunu inisiyatifi kendi elinde tutmak ve örgüt olarak kendisini hazır hissettiği bir dönemde bunu gerçekleştirmek amacındaydı. Ancak çelişkilerin yoğunluğu bu çatışmayı çok daha erkene aldı. Henüz hazır olmadığımız bir dönem, ortam ve şartlarda bu mücadeleyi kabul etmek zorunda kaldık.
Daha önce de ifade ettiğim gibi Halil ÇAVGUN arkadaş, 18 Mayıs 1978 günü, yani tam da Haki KARER arkadaşın şahadetinin yıldönümünde katledilmişti. Halil arkadaşın katledilmesi haberini Diyarbakır’da almıştık. Hemen Kemal arkadaşla birlikte Hilvan’a gittik. Neler olduğunu görecek, anlayacak ve neler yapılabileceğine karar verecektik. Hilvan’a gittiğimizde karşılaştığımız manzara ürkütücüydü. Süleymanlar Halil arkadaşı katletmekle yetinmemiş, Hilvan’da halk üzerinde terör estirmişlerdi. İnsanlar büyük bir korku ve panik içindeydiler. Son derece tedirgin bir ruh halleri vardı. Ne yapacaklarını bilemez durumdaydılar. Adeta geçmiş yeniden canlanmış, karşılarına çıkmış gibiydi. Süleymanlar her an saldırıp birilerini yok edebilecek durumda ve birileri de kendileri olabilirmiş gibi bir ruh hali egemendi.
Bir süredir partimizin yürüttüğü faaliyetler temelinde oluşturulan güven ve inanç da bu saldırı sonucunda neredeyse yok olacaktı. Eğer erkenden bir müdahale edilmez, Halil arkadaşın intikamı alınmaz, Süleymanlar yaptıklarına pişman edilmez ve bir daha böylesi bir yaklaşım içine giremez duruma getirilmezlerse, tüm çabalarımız yerle bir olacaktı. Bu da bir daha Hilvan’a girmemizi imkânsız hale getirmese bile son derece zorlaştıracaktı. Buna karşı mutlaka bir şeyler yapmamız, halka güven vermemiz ve üzerlerindeki korkuyu kırmamız gerekiyordu. Çünkü korku o kadar hâkim hale gelmişti ki, örneğin Kemal arkadaşla birlikte Hilvan’a gittiğimizde daha önce bize teklifsiz açılan kapılar bir türlü açılmıyor, bizi evlerine kabul etmiyorlar veya kabul etmek istemiyorlardı. Bize kapılarını açanlar bir Halil arkadaşın bir de başka bir arkadaşın ailesiydi. Başka da kimse bize kapılarını açmaya yanaşmadı. Korku bu kadar egemen hale gelmişti. Tabii bize kapılarını açanlar da bunu bizi sevdikleri kadar acımalarından da yapıyorlardı. Öyle ki, bu ailelerimizin bize söyledikleri halen bugünkü gibi hatırımdadır. Bize aynen şunları söylüyorlardı: "Halil şehit düştü gitti. Bu işi fazla sürdürmeyin, sürdürmek isterseniz size de yazık olur, sizi de öldürürler. Bunlar Süleymanlardır, ne kadar vahşi ve acımasız olduklarını bilmiyorsunuz. Halil gitti, biz ona da razıyız, hiç olmazsa başka arkadaşlar gitmesin. Bunlarla baş edilmez, hem sizi öldürürler hem bizi. En iyisi bunu kabullenmektir.”
Bize bağlı halkımızın, ailelerimizin söyledikleri bunlardı. Bu söylemde güçsüzlük, var olanı değiştirmeye olan inanç zayıflığı oldukça belirgindi. Bizler bunu görüyor, bir şeyler yapılması gerektiğini de biliyorduk. Bir şeyler yapmazsak,, o zaman Süleymanlar kazanmış olacaklardı. Böylesi durumların gelişebileceğini Kürdistan’a daha adım attığımız ilk günde biliyorduk ve bu sınıflarla zaten bir mücadele kararlılığımız vardı. Dolayısıyla korkup geri çekilmemiz söz konusu olamazdı. Biz böylesi bir saldırı karşısında sinecek, geri çekilecek bir hareket değildik. Tam tersine bu, türden saldırılar hareket olarak bizi birbirimize kenetlediği gibi, en sert şekilde karşılık vermek gerektiğini de öğrenmiştik veya tarihsel tecrübemiz bunu bize kavratmıştı. Dolayısıyla hareketimizin irade ve mücadele gücünü Süleymanlar çetesine de mutlaka gösterecektik. Bu bizim açımızdan oldukça hayatiydi.
Halil Çavgun değerli arkadaştı. Önder Apo’nun bizzat konuşup tartıştığı ve hazırladığı bir arkadaştı. Halil arkadaş partiye, mücadeleye ve halka bağlı, dürüst, fedakâr ve çalışkan bir arkadaştı. Bu özellikleriyle halk üzerinde ciddi bir etki yaratmıştı. Güvenilirliği, fedakârlığı, halka bağlılığı ve cesareti halkın da bu temelde karşılık vermesini sağlıyordu. Bu özellikleriyle Halil arkadaş Hilvan'da kısa sürede belli bir gelişmeyi yaratmayı başarmıştı. Apocu Hareket geliştikçe Hilvan’da Süleymanların ayakları altındaki zemin de kayıyordu. Bu gelişmeyi Süleymanlar da görüyorlardı ve bu onlar açısından ciddi bir tehlikeliydi. Önü alınmazsa o alanda otoritelerinin sarsılacağı ve biteceği açıktı. Bu tehlikeyi gören Süleymanlar devletin desteğini de arkalarına alarak hareketimize yönelmişler, Halil arkadaşı katletmişlerdi. Yukarıda belirttiğimiz özellikler dikkate alındığında, Halil arkadaşın rasgele seçilen bir hedef olmadığı görülüyordu.
Halil arkadaşa yönelik saldırı gündeme geldiğinde biz hazırlıksızdık. Elbette düşmandan saldırılar gelebileceğini biliyorduk ve bu beklemediğimiz bir durum değildi. Hazırlıksızlığımız da bu anlamda değildi. Hazırlıksızlığımız teknik boyutluydu. Yani eğitilmiş yeterli kadromuz yoktu, geniş bir örgütlenme ağına henüz sahip değildik; böyle bir mücadeleyi ya da savaşı yürütecek yeterli derecede silah ve donanımımız yoktu. Sınırlı sayıda olanağımız ve birkaç tane tabancamız vardı. Büyük silah anlamında bir kalaşnikof silahımız bile yoktu. Zaten bu olayla birlikte bir kalaşnikof alacak, böyle bir sahibi olacaktık. Yani bir kalaşnikof, birkaç tabanca ve sınırlı sayıda arkadaş gücüyle geniş bir aşiretçi yapıya ve çete tarzında örgütlenmiş olan feodal ağalık sistemine karşı savaş içerisine girecektik. Bu öyle kolay değildi, kolayın ötesinde çok zordu.
Her şeyden önce Süleymanlar geniş bir aşiretti, binlerce üyesi vardı. Yüzlerce büyük silaha ve en azından birkaç katı da tabancaya sahiplerdi. Bunun da ötesinde MHP’nin bölgedeki temsilcileriydi ve devletle iç içe geçen bir ilişkileri vardı. Bu açıdan savaş ilan edeceğimiz güç sadece Süleymanlar değil, bir bütün olarak devletti, devletin maskelenmiş gizli yüzüydü. Dolayısıyla hiç kolay değildi, zordu. Başaramama durumunda bölgeye bir daha adım atamama gibi bir gerçeklik de vardı. Zaten bize saldırılmış, bir arkadaşımız katledilmişti. Buna karşı sessiz kalmak da hemen hemen aynı anlama geliyordu. Bu durumda da alanda faaliyet yürütmemiz hayli zor olacaktı. Partimizin geleceği açısından risk bu kadar büyüktü.
Ama biz de Apocuyduk, şehit düşen arkadaşlarımızın anılarına sonuna kadar bağlıydık, kararlarımıza sonuna kadar sadıktık, düşmanın büyüklüğüne veya küçüklüğüne bakmadan özgürlük uğruna sonuna kadar savaşma kararlılığındaydık. Apocu Hareket olarak bizim bir özelliğimiz vardı: Biz olanakların azlığına ya da çokluğuna bakmadan savaş içerisine giren bir harekettik. Yeter ki kararlılığımız olsun, bir karara ulaşmış olalım, bu yeterliydi. Kararlılık varsa kervanı yolda düzmek mümkündü. Temel yaklaşımlarımızdan biri de buydu. Dolayısıyla Süleymanlar’a karşı mücadelemizde de temel yaklaşımımız bu olmuştu. Bir kalaşnikof, birkaç tabanca ve sınırlı sayıda arkadaş topluluğuyla bu örgütlü güruha karşı erkenden bir savaş içine girmiştik.
Mevcut olanaklarımızı da dikkate alarak bir planlama geliştirdik. Halil arkadaşın şahadetinin üzerinden fazla bir zaman geçmeden, sıcağı sıcağına karşılık vermemiz gerekiyordu. Çoğu zaman bize yönelen silahların ağzından daha dumanları tüterken misilleme eylemlerimizi gerçekleştirmiş, kendilerine karşılık vermiştik. Bu da bizim bir özelliğimizdi. Bize silah doğrultanlar zaman geçmeden karşılığını göreceğini bilirdi, bilmeyenler de öğreneceklerdi. Süleymanlara da aynı yaklaşımla cevap verildi. Planlamamız en kısa sürede ve en etkin tarzda bir vuruşu gerçekleştirme temelindeydi. Hedef planlamamız aşiretin ya da saldırının beyin takımına, MHP’nin örgütçüleri de olan en üstteki kesime yönelikti. Savaşı öyle geniş tutma, tüm aşirete yayma gibi bir fikrimiz ve yaklaşımımız yoktu. Siverek’te daha sonra bu tarza kayan savaş bize fazlasıyla zarar verecek veya parti taktiğinden sapma yaşanacaktı. Hilvan ve Süleymanlar ilk olmasına rağmen, taktik doğrultusunda hareket edilmiş ve başarılı sonuçlar alınmıştı.
Eylem hedeflerimiz doğrultusunda planlamalara gidildi. İlk eylemlerimizin mutlaka başarılı olması gerekiyordu. Başarısız bir eylem, süreci farklılaştırabilirdi. Buna fırsat tanımamamız gerekiyordu. Dolayısıyla eyleme katılacak arkadaşlar kesin bir başarı temelinde hedeflerine yönelmek durumundaydılar. Apocu eylem tarzı da buydu: Kesin başarı kazanmak, hedefin mutlak imhasını gerçekleştirmek. Süleymanlar’dan hedef seçilenlere de aynı temelde yönelim sağlandı. Eylemlerimiz eksiksiz gerçekleşti, hedefler istendiği düzey ve biçimde imha edildiler. Bir kısmı olay yerinde öldü, bir kısmı yaralandı. Yaralılar da Antep’e hastaneye kaldırılırken, hastane kapısında öldüler. Biri Mersin’e kaçarak partiden kurtulacağını sandı, ancak yanılmıştı. Mersin’de arabadan inerken vuruldu. Süleymanlar karşı saldırıyla taraftar bir arkadaşı vurdular. Bu da partinin daha fazla yönelmesine yol açtı. Etkili darbeler peş peşe vurulmaya başlandı. Süleymanlar şaşkına uğramış, evlerinden çıkamaz duruma gelmişler ve Hilvan’ı terk etmek zorunda kalmışlardı. Yaptıklarına pişman olmuşlardı. Apocuları artık tanımışlardı, ama onlar açısından artık çok geçti.
Bir süre devam eden mücadele ve çatışma sonrasında Süleymanlar Apocu Harekete teslim olmak zorunda kaldılar. O zamana kadar ellerinde olan Hilvan Belediyesi’ni bize bıraktılar. Yine silahsızlandırıldılar, ellerindeki silahlara hareketimiz tarafından el konuldu. Biz o zaman ciddi bir silah birikimine sahibi olduk Şüphesiz bu önemliydi. Ama bundan daha önemlisi, Süleymanların partimize teslim olmalarının yarattığı etkiydi. O zamana kadar bize kapalı olan alanlar, yerler, köyler, evler birer birer açılmaya başladı. Hareketimizin otoritesi tek hâkim otorite haline geldi. Doğal olarak bu başarının etkisi sadece Hilvan’la sınırlı kalmadı; başta çevre il ve ilçeler olmak üzere, hareketimizin otoritesi Kürdistan’ın her tarafında etkili olmaya başlamıştı. Süleymanların teslim olmasının etkisi, mücadelemizin hızlı gelişim kaydetmesinde önemli bir rol oynadı.
Bu durum aşiretçi feodal yapıların kendilerini yeniden konumlandırmalarını da beraberinde getirdi. Kürdistan’da çanlar artık feodal kurumlar ve ağalık sistemi için çalıyordu. Böyle bakınca, feodallerin Apocu Harekete karşı yeni bir örgütlenme ve ittifak içerisine girmeleri kaçınılmazdı. Bu durum yeni bir saldırıyla karşı karşıya gelmemizin ortamını yaratıyordu. Artık saldırı geliştirecek güç bulunmasa, buna cesaret etmeseler ve savunma amaçlı da olsa bir araya gelmeleri ve hareketimize karşı ittifak kurmaları mümkündü. Hareketimizin önünde de yeni hedefler vardı. Kürdistan’ın en büyük savaş ağası durumunda olan Bucaklar tasfiye edilmeden, feodalizme karşı tam bir başarı ve zaferden bahsedilemezdi. Bu da bizim bu savaş ağasına karşı bir savaşım içerisine girmemizi zorunlu kılıyordu. Hilvan’ı tamamlayan Siverek ve Bucak çatışmaları bu temelde gelişecekti.
Süleymanların karşı saldırısında şehit düşen taraftar arkadaşımız için bir cenaze töreni düzenlemiştik. O arkadaşın cenazesi görkemli bir yürüyüşle kaldırıldı. Cenaze töreni silahlarımızın gölgesinde, silahlı güçlerimizin koruması altında gerçekleştirildi. Bu, Kürdistan'daki ilk silahlı yürüyüş hareketiydi. Hilvan halkının tümü bu silahlı cenaze törenine katılmıştı. Salih KANDAL arkadaş yüksek ajitasyon yeteneği ve yaptığı konuşmayla halkı ayağa kaldırmış, yürüyüşü başarılı bir şekilde sonuçlandırmıştı. Ondan sonra Hilvan’ın merkezi tümüyle denetimimize geçti. Bu önemliydi ve bunu sürdürmek gerekiyordu. O dönemde Cuma TAK arkadaş Hilvan’da kalıyordu, Mazlum arkadaş da zaman zaman alana geliyordu. Hilvan’da yürütülen mücadeleye emeği geçen arkadaşları saymak gerekirse, bunlar en başta Kemal arkadaş olmak üzere Mehmet KARASUNGUR, M. Hayri DURMUŞ ve Mazlum DOĞAN arkadaşlardı. İkinci derecede kadro düzeyinde yer alan arkadaşlar ise Salih KANDAL, Cuma TAK, Mehmet SEVGAT ve Emin DAL arkadaşlar biçiminde sayılabilir. Şüphesiz başka arkadaşlar da vardı, ancak esas emeği geçenler bu arkadaşlardı. Hilvan'daki direnişi bu arkadaşlar yaratmışlardı. Bunların hepsi de partimizin büyük şehitleridir; anıları önünde saygıyla eğiliyor, kendilerini minnetle anıyoruz.
Siverek’te Bucak çetesine karşı mücadeleyi başlatmak, Süleymanlar’a karşı mücadele etmekten biraz daha farklıydı. Süleymanlar Bucak’la kıyaslandığında nispeten daha zayıflardı. Bucak Kürdistan’da kıyaslama kabul etmeyecek kadar güçlü bir çete ve ağalıktı. Yüzlerce köyün sahibiydi, on binlerce insanı yönetimi ve denetimi altında bulunduruyordu. Hâkimiyeti Siverek’in sınırları dışına taşmıştı. Bu çetenin başı iktidar partisinin milletvekiliydi. Silahlandırıp savaştırabildiği binleri bulan aşiretten adamlarının yanı sıra yüzlerce silahlı eşkıyayı da besliyor, denetimi altında tutuyor ve kullanıyordu. Siverek’te ona karşı duracak kimse yoktu. Küçük çaplı aşiret ve ağalar Bucak’a kelimenin tam anlamıyla teslim olmuşlardı. Benimsemeseler de karşı koyacak güçleri olmadığından boyun eğiyorlar, haraç veriyorlardı.
Sıradan halka gelince durum çok daha korkunçtu. Karşı koymalarını bir yana bırakalım, söylediklerine karşı konuşmak bile sıradan insanlar için zordu. Yani Bucak’a “gözünün üstünde kaşın var” demek, vatandaş için hayati tehlike demekti. Çünkü tanıklıkları vardı: Bucak’ın insanları evlerinden alıp öldürdüğünü, evlerini ve köylerini yaktığını, karısını ve kızını alıkoyduğunu, bunları açıktan yapmasına rağmen kimsenin bir şey yapamadığını Siverek’te bilmeyen yoktu. Siverek’te hukuk özellikle Bucak’a karşı işleyen bir şey değildi. Dahası Bucak’ı mahkemelerde dava etme cesaretini kim gösterebilirdi ki! Her şeye rağmen biri cesaret etti ve mahkemede Bucak’ın aleyhine dava açtı ve ona da bir şey olmadı. Ama yine de mahkemede bir sonuç alması mümkün olamazdı. Mahkeme hemen her zaman Bucak’ın haklılığının ispatı doğrultusunda kararlara varmıştı. Mahkeme yargıçları da ya tehdit altında ya da satın alınarak kararlara varılırdı. Demek istediğim, Bucak’ın tam bir devlet gibi etkin ve hâkim olduğuydu. Zaten neredeyse parlamentonun da daimi üyesi gibi her dönem mebusluk koltuğunda oturuyordu. Bu da gücüne güç katıyor, devleti keyfince ve istediği gibi kullanmasını beraberinde getiriyordu. Yani Siverek başta olmak üzere, Urfa yöresinde Bucak’a rağmen bir şeyler yapmak çok zordu. Bunu ancak biz aşabilir, halkımızı bu zulümden kurtarabilirdik.
Bucak’a karşı bir eylemsellik sürecinin başlatılmasına, Hilvan’da Süleymanlara karşı başlattığımız mücadeleden bir süre sonra karar vermiştik. Bu mücadele biraz daha farklı oluyordu, kararı biz veriyorduk. Yani Hilvan’daki gibi bir saldırı sonucu zorunlu bir savaşım değildi. Bunun bizler açısından avantajları fazlaydı. Ne zaman, nerede ve nasıl başlayacağımıza biz karar verecektik. İnisiyatif tümüyle bizim elimizde olacaktı. Savaşta inisiyatifi elde bulundurmak büyük bir önem taşır. Aynı kural burada ve bizim için de geçerliydi. Önceden karar vermiş olmak, ona göre hazırlanma zamanı da yaratıyordu. Önemli bir kadro birikimimiz oluşmuş, bu alana ayırabilecek daha fazla kadromuz olmuştu. Yine tecrübeli arkadaşlar da bu alana kaydırılmışlardı. Başlangıç açısından bu da yeterli bir kadro ve savaşçı birikimi demekti.
Hilvan’da Süleymanlar’a karşı mücadelede Kemal PİR arkadaş görev almış, kısa bir süre sonra da bir talihsizlik sonucu yakalanmıştı. Kemal arkadaştan sonra hareketimizin askeri faaliyetlerinden de sorumlu hale gelen Mehmet KARASUNGUR arkadaş bu alanda görevlendirilmişti. Karasungur arkadaş Hilvan’la birlikte Siverek alanında da görev üstlenmişti. Yani Bucak’a karşı faaliyetlerin komutasında en üst düzeyde arkadaşlar yer almışlardı. Partimiz buna bu kadar önem veriyordu. Karasungur arkadaşın yanı sıra Cuma TAK, Salih KANDAL, Mehmet SEVGAT gibi partimizin yerel militan kadroları, Şahin KILAVUZ gibi hareketi bilen, tanıyan ve eylem konusunda önemli tecrübeleri olan arkadaşlar da komuta düzeyinde yer alıyorlardı. Bu mücadelede yer alan yönetim ve kadro yapımız güçlüydü. Dolayısıyla önemli sonuçlar alacağımızı düşünüyorduk. Bucak’ın partimize karşı fazla şansı yoktu, ama yine de karşı koyması beklenen bir durumdu. Bu güçlü kadro ve yönetimimizle buna fazla fırsat tanımayacağımızı düşünüyor, eylemsel planımızı da buna göre planlıyorduk. Süleymanlardan edindiğimiz tecrübe hızlı, ani ve seri eylemlerin bizi daha erken sonuca götüreceği yönündeydi.
Biz Siverek’te başlayacak savaşa göre hazırlanıyorduk. Bir savaşa girmeden önce yapılması gereken şey hedef yapının iyice teşhir edilmesi, halkın örgütlülüğünün yüksek düzeye çıkarılmasıdır. Bucak’ın teşhir edilmesi için çalışmaya gerek bile yoktu. Çünkü halka uyguladığı baskıdan dolayı kendisini yeterince teşhir etmişti. Bu da örgütlenmeye açık bir katle yapısı yaratmıştı. Bunun sonucudur ki, kısa bir dönem yürüttüğümüz çalışmalar sonucunda önemli bir zemin yakalanmış, halkın böylesi bir savaşta desteği sağlanmıştı. Ama ilginçtir, bu destek açık değil koşulluydu. Bu destek Bucak’ın kişi olarak imha edilmesine bağlıydı. İlişkilendiğimiz halkın bir kesimi, dahası taraftarlarımız bize açıkça, “Bucak ölürse sizinle birlikte, ölmezse size karşı savaşırım” diyorlardı. Bucak’ın yarattığı korku bu düzeydeydi. Herkesle, hatta devletle savaşmaya hazırlardı, ama Bucak’a karşı savaşmak üzerinde yüz kez düşünülmesi gereken bir konuydu. Hele Bucak yaşarsa intikamının korkunç olacağı tüm Sivereklilerin üzerinde hemfikir oldukları bir konuydu. “Yukarıda Allah, aşağıda Bucak” vardı. Korku bu düzeydeydi ve tanıklıkları da bu korkunun nedensiz olmadığını gösteriyordu.
Hilvan’da Süleymanlar etkisiz duruma getirilmişler, mücadelemizde önemli bir mevzi kazanılmıştı. Ancak bunun kalıcı olması gerekiyordu. Güçlü bir mevzi de olsa sağlama bağlanmamışsa, elden gitmesi işten bile değildi. Hele hele Kürdistan gibi bir alanda siyaset yürütenler, her mevziin mutlaka sağlama bağlanması gerektiğinin bilinciyle hareket etmek zorundadırlar. Biz bunun farkındaydık. Bucak çeteciliğine karşı savaşım içerisine girmek, hem Hilvan’da kazanılan mevzii korumak, hem yeni mevziler yaratmak, hem de Bucak’ın şahsında feodallere ciddi bir darbe vurmak anlamına gelecekti. Bucak’a darbe vurmak, hareketimize karşıt tüm feodal odakları sindirebileceği gibi, hareketimizin demokratik yönünü daha da güçlendirip açığa çıkaracaktı. Kaldı ki, biz Bucak’a yönelmesek bile Bucak bize yönelecek ve yine bir çatışma ortamı oluşacaktı. Gözlemlerimiz ve aldığımız istihbarat bilgileri de Bucak’ın partimize karşı bir saldırı hazırlığı içerisinde olduğu yönündeydi.
Bucaklar cephesinde bunun haklı bir nedeni vardı: Apocular Hilvan’da güçlü bir aşiret olan Süleymanlar’a karşı bir mücadele başlatmış ve onları etkisiz duruma getirmişlerdi. PKK Kürdistan’da ağalık sistemine karşı olduğunu açıkça ilan ediyordu ve en büyük baskıcı savaş ağası da Bucak’ın kendisiydi. Urfa yöresinde feodalizmi temsil eden ve devletle işbirliği içinde olan birinci derecede hedef haline gelen ağaydı. Bunu Bucak’ın kendisi de görebilecek durumdaydı ve buna karşı tedbirli davranması da anlaşılırdı. Söylemek istediğim Bucak’la bir çatışma her halükarda önümüzde duruyordu. Hazırlıklı olmak ve inisiyatifi elde bulundurmak bizim açımızdan doğru olan yaklaşımdı.
Siverek’teki mücadelede başka amaçlarımız da vardı. Hilvan mücadelesiyle daha önce de belirttiğim gibi zamansız bir şekilde feodallerle karşı karşıya gelmiştik. Hem teknik anlamda yeterli araçtan yoksunduk, hem de askeri anlamda bir örgütlenmemiz yoktu. Mücadele silahlı bir aşamaya doğru evriliyordu. Mücadelenin bundan sonraki gelişiminin güvence altına alınabilmesi için askeri bir örgütlenmeye gidilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştı. Mücadele giderek kızışacaktı, bu durum artan saldırılardan anlaşılıyordu. Bu saldırıları göğüslemek ve hareketin geleceğini ve gelişimini sağlama almak için onun silahlı kolunu yaratmamız gerekiyordu. Siverek bunun için uygun bir zemin ve kitle yapısı sunuyordu. Siverek'te silahlı propaganda taktiği uygulanacak, sonuç alınırsa gerillaya geçilecek ve gerilla da Botan'a oturtulacaktı. Gerillayı geliştirmek ve Botan'a oturtmak 197980'lerde Önderliğimiz tarafından değerlendiriliyordu. Siverek’teki esaslı amaçlarımızdan biri de buydu. Belirtilen bu planın geliştirilmesi Halil arkadaşın şahadetiyle gündeme gelmiş, ancak koşullardan dolayı o zaman bunu gerçekleştirmek mümkün olmamıştı. Bu anlamda Siverek mücadelesi daha da planlıydı. Dikkat edilirse, 1980'lerde gerillayı Botan'a oturtma gibi büyük bir hedef ve mücadele vardı. Ancak Siverek'te istenen sonuçlar alınmadığı ve taktik uygulanamadığı için bu hedef ulaşılmadı, fakat bundan da vazgeçilmedi.
Siverek’te daha planlı ve hazırlıklıydık. Kısa sayılamayacak bir hazırlık çalışması yürütülmüş, oldukça geniş bir kesime ulaşılmıştı. Yukarıda belirttiğim çerçevede, bir anlamda şartlı da olsa halktan önemli bir destek alınmış, önemli bir örgütlenmeye ulaşılmıştı. Evlerini bize açan geniş bir taraftar kitlemiz vardı. Sınırlı da olsa Hilvan’la kıyaslandığında çok daha fazla sayıda arkadaşımız Siverek’te faaliyetler içerisindeydi. Hilvan’la birlikte tecrübemiz artmıştı. Silah ve donanımımız halen yetersiz olmakla birlikte, önceki dönemlerle kıyaslanamayacak kadar fazlaydı. Süleymanlar’ın silahsızlandırılması teknik donanım olarak bizi güçlendirmişti. Yani bu yönleriyle biz yeni bir mücadeleye hazırdık.
cemil Bayik

"Edebi bir eserde siyaset, bir konserin ortasında patlayan tabanca
gibi kaba ama göz ardı edemeyeceğimiz birseydir. Şimdi çok cirkin
seylerden söz edecegiz..."


Stendhal, Parma Manastırı




© 2007-2009 JiyanBoard

Freedom for Ocalan, Peace in Kurdistan
JiyaN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cvpl Son Mesaj
HİLVAN-SİVEREK PRATİĞİ ve ÇIKARILMASI GEREKEN DERSLER JiyaN ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri 0 10-06-2008 05:06
Eğitim konusunda dikkat edilmesi gereken bazi ilkeler (Kurdish) JÎN (Kadin) 0 09-30-2008 22:22
Çocuk Eğitiminde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar Gulasor Saglik Bolumu 0 09-30-2008 03:19
Web Sitelerinin Yapılması Sürecinde Dikkat Edilmesi Gereken Hukuki Noktalar Kurde Ciya Hukuk Köşesi 0 09-28-2008 03:28
Formattan Sonra Kurlması Gereken Tüm Programlar Hepsi Bir Arada xebat_63 Program Download 1 09-20-2008 20:46


WEZ Format +3. Şuan Saat: 00:49.

Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® JiyanBoard Version
Copyright ©2007 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0