|
![]() |
|
|||||||
| Kayıt ol | Cezalilar | Tüm Albümler | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri Önderligimiz, genclik ve Savunma gücleri ile ilgili Hersey...BURADA YAYINLANACAK HER KONU VE MESAJ YÖNETICI KONTROLÜNDEN GECECEKITR.... |
|
||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
XebatKareApoci>
![]() Üyelik tarihi: Sep 2008
Üye No: 3
Mesajlar: 3,007
Konular: 2139
Referanslari: 34
Arkadaslari: (26)
Nerden: KüRDiSTaN
Meslek: MiLiTaN
Interests: Apoci Gençliği
Biyografi: Apoci
Yaş: 22
Cinsiyet: erkek
Kullandigi Tesekkür: 441 Aldigi Tesekkürler: 1,481
Tecrübe Puanı: 150
Aldigi Puanlar: 9768 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Ruh Hali:
Son Aktivitesi: Bugün :
00:47
Toplam Online Süresi: 1 Hafta 4 Saat 44 Dakika Henüz Yok
|
Bilgin Özgür Sorun Kürt sorunu olunca uluslar arası hukuku tanımamazlıktan vazgeçmiyor. Altına imza attığı söz konusu uluslar arası hukuka hiç uymamakta ve askeri yöntemi tek geçer yol benimsemektedir. Çağın realitesine ters düşen ve bir şer zihniyeti olan ırkçı-şoven zihniyeti bırakmaması bir yana, BM anlaşmasında yer alan 51. madde, insancıl müdahale ile sıcak takip gibi müdahale yöntemlerinin içeriğini ters yüz ederek, anlamak istediği şekilde yorumlayarak Güney Kürdistan’a girme gerekçelerini arayabilmektedir. Dolaysıyla ‘Meşru Savunma’ (Müdafaa) hakkını kullanabileceği iddiasında bulunabilmektedir. Gösterdiği gerekçe de PKK ve Kerkük’tür. Her üç müdahale yönteminde de bu gerekçeleri öne sürerek uluslar arası güçleri ikna edebileceğine kendini inandırmaya çalışmaktadır. Türk Devletinin bu iddialarının doğru olup olmadığına bakmak için her üç müdahale yönteminin de içeriğine bakmak daha gerçekçi olacaktır. Bunlardan birincisi; BM anlaşmasının 51. maddesinin ne anlama geldiğidir. Bu maddenin içeriği silahlı bir saldırıya karşı meşru savunma hakkının kullanılmasıdır. Bu hakkın kullanımı amacıyla alınan tüm önlemlerin derhal Güvenlik Konseyi’ne bildirilmesi gerekir. Konsey uluslar arası barış ve güvenliği korumak için gerekli kararları alabilir. Ancak bu müdahale biçimi bazı şartlara bağlanmıştır. Bu şartlar ise şunlardır; Uluslar arası Adalet Divanı içtihadına göre, bir ülkenin toprağına kapsamlı bir operasyon boyutunda silahlı gurupların gönderilmesi, “Silahlı Saldırı” sayılabilir, fakat direnişçilere yardım veya onlara mali kaynak veyahut silah sağlanması 51. maddedeki tarife girmez. Ayrıca bu müdahale şeklinin şartları oluştuğunda meşru savunma amaçlı kullanılan şiddetin gerekli, orantılı ve derhal kullanılması koşulu da bu maddeye konulmuştur. Herhangi bir saldırıya karşı orantılı kuvvet kullanılması insancıl müdahale yönteminde de yer almaktadır. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, Türk Devletinin ileri sürdüğü gerekçelerin hiç biri 51. madde içeriğine uymamaktadır. Hem 51. madde, hem de 51. maddeye göre kuvvet kullanılmasında ortaya konulan koşullara baktığımızda farklı bir durum ortaya çıkmaktadır. Buna göre; 1- Savunmanın gerekli olması demek saldırının durdurulmasında kuvvette başvurmaktan başka bir yolun bulunmaması demektir. Eğer kuvvet kullanımını içermeyen başka önlemler varsa kuvvete başvurma meşru sayılmamaktadır. Barışçıl yol ve demokratik hukuk yöntemleriyle diplomatik yollar tükenmeyene kadar herhangi bir saldırıya izin verilmemektedir. Buna rağmen Türk Devleti 51. maddenin bu koşulunu gerekçe göstererek ‘PKK Güney Kürdistan’da üslenmiş, oradan Türkiye topraklarına sızarak eylem yapıyor, o zaman bende devlet olarak saldırıda bulunabilirim” sonucunu çıkarabilmektedir. Buna ABD’nin Irak işgalini, İsrail’in Lübnan işgalini emsal göstermektedir. Uluslar arası hukuka göre değil, kendine göre anlamak istediği şekilde sonuç çıkarabilmektedir. Fakat Kürt Özgürlük Hareketinin Kuzey Kürdistan’daki Meşru Direnişi uluslar arası hukuka uymaktadır. Bunun dışına taşmamaktadır. Türkiye’nin altına imza attığı uluslar arası hukukun gereklerini yerine getirmemesi nedeniyle Kürt Özgürlük Hareketi, Kürt Halkının varlığını, kimliğini, ulusal, siyasal, kültürel ve ekonomik haklarını korumak amacıyla, BM’nin tanıdığı bir hak olan kutsal direnme hakkını kullanmaktadır. Türk Devletinin üniter yapısına da dokunmamaktadır. Direk devlete karşı herhangi bir saldırı da söz konusu değildir. Kürt halkının temel hak ve özgürlüklerini tanımayan, inkâr ve imhayı esas alan Türk Devleti iken BM hukukunu çiğneyen konumdadır. Demokratik hukuk ve barışçıl yöntemlerle Kürt sorununu çözme imkanı varken savaşı temel yol belleyen devlet oluyor. Kürdistan içindeki ırkçı şoven saldırılarla yetinmemekte, bunu ülke dışına taşırmak için meşrulaştırma yolunu da seçebilmektedir. Eğer bir saldırı varsa, bu saldırıyı yapan Kürt Özgürlük hareketi değil, Türk Devletinin kendisidir. 84 yıldır bu reel durum ortadayken eğer meşru savunma gerekliyse evrensel hukuka göre Kürt Halkının Meşru Savunma hakkını kullanması gerekiyor. Kürt halkının da yaptığı budur. Kürt Özgürlük Hareketi beş defa tek taraflı ateşkes ilan ederken, devletin ateşkese yanıt vermemesi bir yana, her ateşkes döneminde savaşı tırmandırması ve son ateşkes sürecinde de, Yaşar Büyükanıt’ın Kürt halkına karşı topyekun savaş startını vermesi evrensel hukuk ölçülerine göre, bir soykırım suçu ve devlet terörü kapsamına girmektedir. Kürt Özgürlük Hareketi savaş dışındaki tüm yöntemlere yol açıp buna uyarken, Türk Devletinin saldırıda bulunması BM’nin 51. maddesine aykırı olacaktır. Kaldı ki ne Irak Devletinin ne de Güney Kürdistan Bölge Hükümeti’nin Türk Devletine karşı herhangi bir saldırısı söz konusu olmamıştır. PKK’ye herhangi bir yardımı, mali kaynak desteği ve silah sağlaması gibi bir durumu da olmamıştır. Zaten 51. maddeye göre böyle bir desteği vermesi durumunda bile Bölge Hükümetine ve Irak Devletine karşı, Türk Devletinin saldırıda bulunma hakkı da verilmiyor. PKK’ninde operasyonel amaçlı Güneyden Kuzeye güç aktarma durumu da yoktur. Devletin saldırılarına karşı meşru direnişte bulunan PKK gerillaları da Kuzey Kürdistan’da üslenmiştir. Bu somut gerçekler doğrultusunda bakıldığında Türk Devletinin ‘meşru savunma gereklidir’ argümanının uluslar arası hiçbir hukuki temeli yoktur. 2- Meşru Savunma amaçlı kullanılacak kuvvetin orantılı olması şartıysa saldırırın durdurulması için aynı orantıdaki kuvvetle karşılık vermesi anlamını taşıyor. Bu şarta göre şiddet kullanmanın orantısı açık iken devletin kullandığı şiddetin orantısı Kürt Özgürlük Hareketinin kullandığı şiddet orantısına göre nükleer dehşet düzeyini bile aşmaktadır. Devletin şimdiye kadar gerek Kuzey Kürdistan’da yürüttüğü savaşta, gerekse Saddam iktidarı ve Çekiç Güç döneminde Güney Kürdistan’da yürüttüğü savaşta, hem askeri donanım hem de kullandığı asker sayısı açısından uluslar arası hukuk kurallarına uymamıştır. Gerillanın ferdi silahlarına karşı üstün teknolojiyle donanmış uçakları, tankları, topları ve Cenevre Konvansiyonunca yasaklanmış Misket bombaları ve mayınları bile kullanabilmiştir. Kimyasal silah kullanması belgelerle kanıtlanmıştır. Uluslar arası hukuka göre ülke içindeki operasyonlarda polis dışında herhangi bir güvenlik gücü operasyonlara katması savaş suçu kapsamına girerken 5 yüz binin üzerindeki askeri Kuzey Kürdistan’da konuşlandırarak gerillaya karşı savaştırması bilinen bir olgudur. Korucular, JİTEM, Özel Tim ve Özel Kuvvet elemanları ile polis güçleri buna eklenince bu sayı 1 milyonu aşmaktadır. Buna rağmen Kürt Halkına karşı geliştirdiği savaşa İç Güvenlik Hareketi veya Terörle Mücadele adını vermesi savaş literatürlerine göre bir aldatmacadır. Savaş stratejileri ve taktiklerine göre uluslar arası savaş literatüründe bunun adı savaştır. ABD yüz kırk bin kişilik askeri güçle Irak’ı işgal ederken buna savaş deniliyor, nasıl oluyor da Türk Devleti’nin 1 milyonun üzerindeki askeri güçle yürüttüğü saldırıya savaş denilmiyor? Herhalde savaş stratejisyenlerinin buna verebileceği bir cevap vardır. Diyelim ki, Türk Ordusu Kürdistan gerillasına karşı şiddet kullanabilir. Ama Kürdistan coğrafyasını tahrip etmesi, 4 binin üzerinde Kürt köyünü yakıp yıkması, bazı kentleri viraneye çevirmesi, Güney Kürdistan’da da aynı savaşı yürütmesi, yine 20 binin üzerindeki yurtseveri faili meçhullerle katletmesi kuvvet kullanma orantısıyla ilişkilendirilebilir mi? Bu nasıl bir meşru savunmadır, hangi uluslar arası hukukta böylesi bir devlet terörüne hak verilmiştir. Güney Kürdistan’ı defalarca işgal ederken hangi orantıya uydu? 20 Mart 1995 tarihinde başlattığı Çelik Operasyon’una ilişkin kendi resmi açıklamalarında 35 bin kişilik askeri güçle yaptığını ifade etmektedir. Korucu gücünü bunun dışında tutmaktadır. Resmi açıklamasına rağmen Çelik Operasyonunu 100 bin dolayında askeri güçle yaptığı bir gerçektir. 1974’te Kıbrıs’ı işgal ederken bile bu kadar güç kullanmamıştır. Kullandığı askeri teknikte Kıbrıs işgalini kat be kat geçmiştir. Şimdi de 500 bini aşan bir askeri gücü Güney Kürdistan sınırına konuşlandırmış. Güney Kürdistan’ı işgal etmek için hazırlıklarını bitirmiş ve fırsat kollamaktadır. Her halükarda var olan bu sayı Türk ordusundaki asker sayısının üçte ikisini aşmaktadır. Buna göre BM 51. maddesindeki orantılı kuvvet kullanma nerede kalıyor, Türk ordusunun kullanmayı düşündüğü kuvvet nerede kalıyor? BM hukukunun bu şartına göre de Türk Devleti önceki işgallerde olduğu gibi şimdi de Güney Kürdistan’ı işgal etmesi durumunda suçlu konuma düşecektir. 3- Meşru savunmanın derhal olması şartı da saldırı sırasında, henüz saldırı sona ermeden karşı saldırının geliştirilmesidir. Zaten 51. maddeye bakıldığında Türk Devletinin öne sürdüğü bir saldırı veyahut operasyonel amaçlı bir gücün Kuzey Kürdistan’a geçişi de söz konusu değildir. Hiçbir gerilla gücünün Güney Kürdistan’dan Kuzey Kürdistan’a sızıp eylem geliştirip tekrar Güney Kürdistan’a geri çekilmesi durumu ortada yokken, Türk Devletinin öne sürdüğü bu şartta geçersiz oluyor. Gerillanın sınırda da herhangi bir eylemliliği 1999’dan beri olmamıştır. Gerilla ateşkes sürecindeyken saldırıda olanın Türk Ordusu olduğu biliniyor. Uluslar arası hukuk ölçüleri esas alınırsa, ordunun bu saldırılarına karşı meşru direnişe geçmesi gereken bir güç varsa oda gerilladır. Gerilla Türk ordusunu yok etmekten de söz etmiyor. “Kökünü kazıyacağız, hiçbir gerilla kalmayana kadar savaşacağız” açıklamalarını yapan da Türk Ordusu yetkilileridir. Hem doğal hukuk, hem pozitif hukuk, hem ulusal hukuk, hem de uluslar arası hukuk açısından meşru savunma temelinde bu saldırılara karşı kutsal direnme hakkının kullanılması saldırıya maruz kalan güce tanınmıştır. Böyle bakıldığında bu hakkı kullanma sadece gerillaya düşüyor. Zira, saldırıya maruz kalan sadece gerilla olmamakta. Gerilla ile birlikte, Gerillanın korumakla mükellef olduğu Kürt Halkı, Kürt Halkının varlığı, kazanılmış değerleri ve onun ulusal önderidir. Bu durumda derhal şartı Türk ordusundan çok gerilla için geçerli olmaktadır. devam edecek… |
![]() Bi Can Bi Xwin Em Bi Terane Ey SEROK ![]() xebatkare kurdistane: xebat_63 |
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvpl | Son Mesaj |
| Aktif savunma üst bir düzeye geçmenin ilanidir | xebat_63 | ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri | 0 | 10-01-2008 18:39 |
| Aktif savunma apocu militanlığı zafere götürecektir -3- | xebat_63 | ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri | 0 | 10-01-2008 18:30 |
| Aktif savunma apocu militanlığı zafere götürecektir -2- | xebat_63 | ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri | 0 | 10-01-2008 18:29 |
| Aktif savunma apocu militanlığı zafere götürecektir -1- | xebat_63 | ÖNDERLiK, Genclik ve Savunma Gücleri | 0 | 10-01-2008 18:28 |
![]() |
Design By: JB-Team
Powered by JBulletin® JiyanBoard Version
Copyright ©2007 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
|
![]() |