|
Üyelik tarihi: Sep 2008
Üye No: 17
Referanslari: 0
Tecrübe Puanı: 227
Ruh Hali:
Son Aktivitesi: Bugün :
21:09
Toplam Online Süresi: 3 Gün 14 Saat 44 Dakika 21 Saniye
|
PKK’nin Tüm Kadro ve Sempatizan Yapısına! -2-
PKK’NİN KURULUŞUNUN 30. YIL DÖNÜMÜNDE YENİDEN PARTİLEŞME HAMLESİNİ 10. KONGRE RUHUYLA GELİŞTİRELİM!
İdeolojik alanda birbiriyle çelişki ve çatışma halinde olan bu iki çizgi, politik mücadeleye dönüştüğünde ise üç temel politik çizgi olmaktadır. Eğer 2007 yılında ABD- Türkiye- İran ittifakı, PKK’nin yürüttüğü Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne karşı ekonomiden askeriyeye kadar birçok alanda saldırı temelinde oluşturulmuşsa, bunda bu güçlerin siyasal zorlanma ve tıkanıklığı kadar, ideolojik ve paradigmatik yakınlıkları ve birliklerinin de etkisi vardır. Nitekim bunun sonucunda 2007 yılının Kasım ayına gelindiğinde Türkiye yönetimi, on yıl önceki uluslar arası komployu yeniden dirilten bir saldırı ittifakını ortaya çıkartmaya çalışmıştır. Elbette geçen on yıllık süre içinde uluslar arası komplo ciddi biçimde darbelenmiş ve geriletilmiştir. Uluslar arası komplonun amaçları, hedefleri, yöntemleri, insanlık ve özgürlük karşıtı karakteri açığa çıkartılarak teşhir edilmiştir. Yine farklı güçlerin değişik çıkarlarının öne çıkması politikalarında değişikliklere yol açmıştır. Bu anlamda uluslar arası komplo ciddi bir zayıflama, birliğinin gevşemesi ve darbelenme gibi bir durumu yaşamıştır. Bu nedenle kuşkusuz Türkiye yönetiminin uluslar arası komployu yeniden diriltme çabaları on yıl öncekine göre, ancak zayıf bir ittifakı ortaya çıkartabilmiştir. Ayrıca böyle bir durumda KDP ve YNK gibi Kürt milliyetçi siyaseti on yıl önce uluslar arası komplonun aktif bir tarafı iken, 2007 uzlaşmasında saldırılara pasif bir biçimde onay veren taraflar olarak ortaya çıkmıştır. Kısaca, Kürt Özgürlük Hareketini imha ve tasfiye amaçlı planlı yeni bir saldırı gündeme getirilse de, bu, on yıl öncesine göre önemli bir zayıflığı kendi içinde taşımıştır. Fakat Türkiye devleti yine de imha ve katliam amacından vazgeçmiş değildir. Kürdü inkar zihniyetinde ciddi bir değişiklik olmamıştır. Bu anlamda yeniden imha ve tasfiyeyi dayatmak üzere Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı açısından büyük bir tehdit ve tehlike oluşturmuştur. Bu saldırının en başta İmralı’da Önder APO’ya dönük fiziki ve psikolojik işkenceyi had safhada geliştirme ve zehirleme temelinde yeniden fiziki imhayı dayatma gerçeği vardır. Bununla birlikte gerillaya karşı imha ve ezme operasyonlarını her türlü savaş yöntemlerini kullanma temelinde geliştirme söz konusudur. Yine Kürt halkına ve demokratik siyasete dönük her türlü baskı, işkence, tutuklama gündeme getirilmiştir. Sadece Kuzey Kürdistan'da ve Türkiye'de değil, Kürdistan'ın bütün parçalarında, Ortadoğu'da ve yurt dışında ekonomik, siyasi, askeri, psikolojik, kültürel saldırılar birlikte harekete geçirilerek Özgürlük Hareketimiz tümden kontrol altına alınmak, sınırlandırılmak, tecrit edilmek, baskı ve saldırı altında darbelenip zayıf düşürülerek marjinal kılınmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda hem Önder APO’ya ve gerillaya, hem de bütün parçalarda ve yurt dışındaki halkımıza dönük 2007- 2008 kışı ve 2008 baharında çok kapsamlı saldırıların yürütüldüğü, en zorlu mücadele dönemlerinden birinin bu süreçte yaşandığı tartışma götürmezdir. Düşman cephesinin bu denli bir kapsama ve şiddete sahip saldırılarını, başta gerillanın Gabar, Oramar ve Zap direnişleri olmak üzere, halkımızın 8 Mart ve Newroz’larda yükselttiği, 2008 Şubat- Mart ve Nisan ayları boyunca her gün ve her saat devam ettirdiği büyük serhildanlarla Hareketimiz ve halkımız karşılayıp, boşa çıkartmıştır. Düşman cephesinin uluslararası komployu yeniden diriltme anlamına gelen imha ve tasfiye saldırıları, gerillanın ve halkımızın kış ve bahardaki güçlü, zengin eylemlilikler içeren cesur ve fedakar direnişiyle boşa çıkartılmış ve darbelenmiştir.
Bunun sonucunda 2008 Mart’ından itibaren PKK’yi imha ve tasfiye planında yer almış olan siyasal güçler arasında ciddi bir çelişki ve krizin yaşandığı bilinmektedir. Nitekim bu kriz, Türkiye'nin kendi iç siyasetinde yaşandığı gibi, bölgesel ve uluslararası güçlerle yaptığı ittifaklar noktasında da yaşanmıştır. Türkiye, ABD ve AB görüşmeleri, yine Türkiye'nin İran ve Suriye ile görüşmeleri bu krizi aşmak üzere 2008 baharı ve yaz başında yoğunluk kazanmıştır. Yine Türkiye içerisinde milliyetçi ve dinci klikler arasında ciddi bir iktidar çatışması olarak bu siyasi krizin yaşandığı açıktır. Bir yandan AKP’yi kapatma davasının gündeme gelmesi, diğer yandan sahte Ergenekon soruşturmasının buna karşı geliştirilmesi, bu temelde ciddi bir iç iktidar kavgasının yaşanması gerçekleşmiştir. Ancak sonuçta hem Türkiye içinde, hem de dış ittifaklar düzeyinde yeniden bir uzlaşma ve ittifak oluşturma durumu söz konusudur. Nitekim AKP’yi kapatma davası reddedilmiş, buna karşılık Ergenekon soruşturması da alt sınıra çekilerek İlker Başbuğ- Tayip Erdoğan görüşmesi temelinde yeni bir Genelkurmay- AKP uzlaşma ve ittifakı ortaya çıkartılmıştır. Kısaca, Türkiye'nin askeri ve siyasi yönetimi PKK’ye karşı savaş konusunda kendi aralarında yeni bir uzlaşma ve ittifak yapmışlardır. Benzer bir biçimde Türkiye'nin İran ve Suriye ile PKK’ye karşı ittifaklarını yenileme çabasının yanında, ABD ve AB ile de PKK’ye karşı yeni bir saldırı yürütme konusunda tekrardan bir uzlaşma durumu söz konusu olmuştur. Nitekim küresel sermaye siyasetini yürüten bu güçlerin yaşadığı zorlanma ve tıkanıklık, bunları Türkiye yönetimiyle yeniden PKK karşıtı ittifak yapmaya götürmüştür. ABD ve müttefikleri, Türkiye'ye destek vererek PKK üzerinde baskı oluşturma, dolayısıyla bunun sonucunda fazla umutlu olmasalar da, ABD- Türkiye- Irak üçlü ittifakını yaratma arayışını bir kez daha 2008 güzünde sürdürme kararında olduklarını ortaya koymuşlardır. Küresel sistem, bir yandan böyle bir politikayla tıkanıklığını aşmak isterken, diğer yandan ABD- İran gerginliği artmakta, tıkanıklık kendisini Kafkasya’daki çatışmada daha çok açığa vurmuş bulunmaktadır. Gürcistan üzerindeki çatışma neredeyse NATO ile Rusya’yı yeniden karşı karşıya getirmiştir. Bütün bunlar Ortadoğu'da yaşanan üçüncü dünya savaşının birer parçası olduğu gibi, aynı zamanda küresel sermaye sistemi adına ABD’nin Ortadoğu'ya yönelik geliştirdiği müdahalenin yaşadığı zorlanma ve tıkanıklığın da birer işareti olmaktadır. Bütün bunları kapsamlı ve ayrıntılı bir biçimde tartışarak değerlendiren parti 10. kongremiz, siyasal durumlara ilişkin şu iki temel tespiti yapmıştır:
Birinci siyasal tespit, mevcut yaşanan çelişki ve çatışma durumu göstermektedir ki, Kürdistan özgürlük ve demokrasi mücadelesini geliştirmek açısından imkan ve fırsatlar güçlü bir biçimde vardır. Bu konuda imkan ve fırsat anlamında bir azalma ve zayıflamaktan ziyade; mücadele tarihimizin en güçlü fırsat ve imkanına sahip olduğumuz bir dönemi yaşadığımız tartışma götürmezdir. Bu elbette oldukça ciddi ve önemli bir durumdur. Madem ki, özgürlük ve demokrasi mücadelesini geliştirmek için bu kadar güçlü bir fırsat ve imkan elimizde mevcuttur, o halde tüm örgüt ve kurumlarımızın ve halkımızın bu fırsat ve imkanları yerinde ve zamanında güçlü bir biçimde değerlendirerek pratikleştirmesi gerekir.
İkinci temel siyasal tespit ise, mücadelemiz açısından bir yandan böyle bir imkan ve fırsat düzeyi olsa da, diğer yandan hem küresel sistem, hem de ulus-devlet statükoculuğunun, Kürt sorununun çözümünde yeterli adım atacak düzeyde olmamaları, yine inkar ve imha zihniyetinde ve politikasında da güçlü bir değişikliği yaşamamış olmaları durumudur. Nitekim bu durum, onları, PKK’yi imha ve tasfiye planı doğrultusunda kendi aralarında uzlaşma ve ittifak yapmaya götürmektedir. Bu doğrultuda Türkiye, ABD, İran gibi birbiriyle çelişki ve çatışma içinde olan güçleri PKK’ye karşı birleştiren 2007 yılında yaptıkları çok yönlü ittifak düzeyi, gerillanın ve halk serhildanlarının kış ve bahar sürecindeki gelişimi karşısında ciddi bir darbe yemiş olsa da, halen yeniden onarılarak ve hazırlıklar yapılarak pratiğe geçirilmeye çalışılmaktadır. Özellikle 2008 güz döneminde böyle bir uzlaşma ve ittifak temelinde, başta askeri alan olmak üzere diğer tüm alanlarda Özgürlük Hareketimize ve halkımıza dönük kapsamlı bir imha saldırısının gelişme olasılığı vardır. Bu, Hareketimizin geleceği açısından, yine Kürt halkının özgür varlığı ve geleceği açısından ciddi bir tehdit ve tehlike oluşturmaktadır. Bu durumun da görülmesi, dolayısıyla bu ciddi tarihsel tehdit ve tehlikenin bertaraf edilmesi için gerekli her türlü tedbirin zamanında alınması gereği vardır.
Siyasi, askeri durum üzerine bu iki temel tespiti yapan parti 10. kongremiz, içinde bulunduğumuz süreçte izlememiz gereken siyasetler ve içinde olmamız gereken taktik mücadele açısından şu önemli kararlara ulaşmıştır:
Birincisi, bize imha ve tasfiyeyi dayatan, bu konuda gözü karaca saldırı içinde olan, hep kök kazımaktan söz eden saldırgan güçlere karşı demokratik siyasi mücadeleyi, gerilla ve serhıldan temelinde orta yoğunluklu düzeyde geliştirmektir. Yani bizi yok etmek isteyen, marjinalleştirip tasfiyeye uğratmayı hedefleyen, bu uğurda ve doğrultuda planlı saldırı yürütmeye çalışan güçler karşısında direniş mücadelesini çok yönlü, zamanında, planlı ve etkili bir biçimde geliştirmektir. Bu konuda parti hareketimizin şimdiye kadar yaşadığı kararlılık düzeyi 10. kongre gerçeğimizde bir kez daha canlandırılmış ve en yüksek seviyeye çıkartılmıştır. Saldırı nereden gelirse gelsin, saldıran kim olursa olsun meşru savunma çizgisinde kendimizi savunmak, yine Kürt halkına inkar, imha ve köleliği dayatmaya çalışan güçlere karşı halkın demokratik siyasi haklarını elde edebilmek, Kürt halkının özgür-demokratik yaşama kavuşmasını sağlayabilmek için halkımızın siyasi-demokratik serhildanı biçimindeki halk mücadelesini en güçlü bir biçimde geliştirmek önem taşımaktadır. Her türlü imha ve tasfiye amaçlı saldırganlığı kıracak olan, direniştir. Direnmek; özgür ve demokratik yaşamı elde etmenin, kazanmanın tek ve en temel yoludur. Bu da iki ayak üzerinden gelişmektedir: Bunlardan biri, gerillanın meşru savunma çizgisi temelindeki fedai direnişi; diğeri ise, halkın çok yönlü ve zengin eylemliliğine dayanan demokratik serhıldanıdır. Dolayısıyla yeniden bir uzlaşma ve ittifak yaratılarak, planlı bir biçimde halkımıza ve Hareketimize karşı geliştirilmeye çalışılan imha ve tasfiye amaçlı saldırı planlarını kırabilmek için, çok yönlü ve zengin bir eylem çizgisine dayalı olarak direniş mücadelesini aktif, etkin bir biçimde, zengin yöntemlerle, bu saldırganlığı kıracak bir yoğunluk düzeyinde yürütmek önümüzdeki en temel görev olmaktadır. Bu bakımdan zengin ve yaratıcı bir eylem çizgisini hem serhıldan alanında, hem de meşru savunma alanında gerilla cephesinde pratikleştirmenin gereği vardır. Dar, tek yanlı, süreci karşılamayan, onun gerisine düşen, alt yoğunluğu ifade eden eylemlilik, sürecin başarıyla kazanılması, imha ve tasfiye planlarının kırılması açısından yeterli olmayacaktır. Bu bakımdan hem eylemin niceliğinde, hem de nitelik düzeyinde içinde bulunduğumuz siyasi koşulları karşılayacak bir yeterliliğe ulaşmak gerekmektedir. Diğer yandan, her açıdan çok yönlü, zengin ve yaratıcı bir eylem çizgisine ihtiyaç vardır. Hem gerilla cephesi, hem de serhildan cephesinin bu gerçeği görerek hareket etmesi gerekir. Nitekim mevcut durum bu konuda dar ve kısmen yetersizlik ifade etmektedir. Bu darlığı ve yetersizliği düşüncede ve pratikte aşmak üzere tüm kadro yapısının ve gerillanın süreci direniş süreci olarak görüp yüklenmesi, eylem çizgisinde nicel ve nitel düzeyde bir yeterliliğe ulaşması kesinlikle gereklidir. Ancak, bu temelde gelişecek başarılı bir direniş, Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünün önünü açabilecektir.
İkinci önemli politik duruşumuz, düşmanın ulusal bünyede geliştirmeye çalıştığı oyunlara karşı duyarlı olmak ve onları bozmak noktasındadır. Nitekim Gabar, Oramar ve Zap direnişleri karşısında, yine halkımızın geliştirdiği bahar serhildanları karşısında imha ve tasfiye planını başarıyla hayata geçiremediğini gören inkar ve imhacı güçler bir oyun anlamına da gelen Kürt örgütleri arasındaki iç çatışmayı tahrik ve teşvik etme doğrultusunda yeni bir politik arayışa yönelmişlerdir. Savaşı KDP ve YNK’ye ihale etmeye, böylece geçmişte olduğu gibi, Kürtler arası yeni bir iç çatışma yaratarak PKK’yi imha ve tasfiye planını başarıya götürmek isteyen bir çaba içine girmişlerdir. Bu doğrultuda Mart ayından bu yana KDP ve YNK ile geliştirilen gizli-açık çok yoğun görüşmeler vardır. Birçok taviz verilmeye, bu güçler PKK’ye karşı savaş içine çekilmeye çalışılmaktadır. Nitekim bu doğrultuda ABD’nin de belli bir baskı ve teşvikinin olduğu gözle görülebilecek kadar açık bir olgudur. Geçmişin “Kürt’ü Kürt’e kırdırtma” politikası bu gün yeniden mevcut Kürt örgütleri arasında bir iç çatışmaya yol açarak gerçekleştirilmek istenmektedir. Bu durum bir yandan da Türkiye devletinin PKK karşısındaki yenilgisinin ilanı olmaktadır. Yine Türkiye- ABD- İran ittifakına dayalı PKK’yi imha ve tasfiye planı doğrultusundaki saldırının yenilgiye uğradığının, başarısız kaldığının açık göstergesi olmaktadır. Kendi güçleriyle PKK’yi imha ve tasfiye planını başarıyla pratikleştiremeyeceklerini gören bu güçler, şimdi savaşı KDP ve YNK’ye ihale etmek, Kürtler arası çatışma haline getirmek, böylece Kürt’ü Kürt’e kırdırtma politikasıyla PKK karşısında sonuç almak istemektedirler. Bunun bir düşman oyunu olduğu, Kürt’ü inkar eden ve imha etmek isteyen sistemin bu oyunu geliştirmeye çalıştığı, dolayısıyla iç çatışmanın inkar ve imha sistemine hizmet ettiği tartışma götürmez bir gerçektir. Bu hususu bu biçimde değerlendiren kongremiz, PKK’nin Kürtler arası iç çatışmanın tarafı olmayacağı hususunu bir kez daha tespit etmiştir. Diğer yandan inkar ve imha sistemine hizmet eden ve onun bir oyunu olarak geliştirilmeye çalışılan Kürtler arası iç çatışma durumunu engelleyebilmek için her türlü yöntemle, yoğun bir çaba içerisinde olması gerektiğini kararlaştırmıştır. Daha da ötesi, bırakalım çatışmayı, içinde bulunduğumuz süreçte demokratik ulus çizgisinde bütün Kürt siyasi örgütlerini bir ulusal strateji ve tutum doğrultusunda ilişki, ittifak ve birliğe ulaştırmanın en doğru bir siyaset olduğu ve Kürt Özgürlük Mücadelesinin bu siyaseti güçlü bir biçimde geliştireceği tespitini de yapmıştır. Bu anlamda Kongre Gel Genel Kurulunun bir Ulusal Konferans temelinde bu çalışmaların yapılması tutumunu doğru bulmuş ve böyle bir ulusal birlik yaratıcı konferans ve kongre düzeyinde çalışmaların yapılması gerektiğini tespit ederek, tüm Kürt siyasi güçlerine bu temelde çağrı yapmayı kararlaştırmıştır.
Siyasetlerimiz açısından üçüncü temel husus, Kürt demokrasisini komşu halkların demokratik yapılanmalarıyla birlikte geliştirmektir. Bu da komşu halklarla demokratik birlik ve ilişki içerisinde kardeşçe yan yana yaşama çizgisinin bir gereği olmaktadır. Nitekim PKK, teorisi ve programıyla Kürt özgürlüğünü ve demokrasisini komşu halklarla birlikte iç içe, demokratik konfederalizmi örgütleyip geliştirme temelinde yürütme anlayışına sahiptir. Hatta bunu sadece komşu halklarla da değil, Ortadoğu düzeyinde bir demokratik konfederalizmi geliştirerek, Ortadoğu halklarının konfederal birliğini yaratma temelinde yürütme anlayışı ve istemi söz konusudur. İçinde bulunduğumuz süreçte hem bölge gericiliğine karşı etkin, aktif mücadele edebilmek ve Ortadoğu üzerinde oynanan oyunları bozabilmek için, hem de imha saldırılarını boşa çıkarabilmek için, halkların demokratik ilişki ve ittifakını geliştirmeyi 10. kongremiz, önemli bir siyasal görev olarak belirlemiştir. Bu çerçevede de komşu halklarla, onun demokratik güçleriyle her türlü ilişki, güç birliği, çatı örgütlenmeleri de dahil her türlü örgütsel ilişki ve ittifak içerisinde olmayı, demokrasi mücadelesini halkların ve demokratik güçlerin ittifakı, birliği ve dayanışması temelinde geliştirmeyi gerekli görmüş; bütün Ortadoğu halklarının demokratik güçlerini Kürt halkıyla, Kürt Özgürlük Mücadelesiyle böyle bir ilişki ve ittifak içerisinde olmaya çağırmayı kararlaştırmıştır.
10. kongremizin, başta ABD ve AB gibi dış güçlere dönük de bir uyarısı olmuştur. Bu güçler, Kürt soy kırımının destekçisi ve ortağı olmamalıdırlar. Kürt halkı üzerinde geliştirilen katliamların bir tarafı haline gelmemelidirler. PKK’yi ve Kürt halkını düşman ilan etmek hiç kimseye fayda getirmez. Tarihsel olarak böyle bir soy kırımın suç ortağı olmak yerine, mümkünse ve güçleri yetiyorsa Kürt sorununun demokratik çözümü için ilgili güçleri teşvik etmek, demokratik çözüme destek vermek, böylece barışçıl-demokratik çözümün gelişmesini istemek herkes açısından yarar getirecek doğru bir tutum olmaktadır. Özgürlük Hareketimiz, kendisine saldırılmadıkça hiç kimseye karşı düşmanlık yapma ve saldırma gibi bir tutuma kesinlikle sahip değildir. Ancak kendisine saldırılıp, imha edilmek istendiğinde de; saldıran kim olursa olsun, ne kadar güce sahip olursa olsun özgürlük ve demokratik yaşam için sonuna kadar direneceğinin de bilinmesi gerekir.
Sonuç olarak, Özgürlük Hareketimiz, siyasi ve askeri alanlarda yürütmeyi öngördüğü bütün bu çalışmaları ve geliştirmeyi hedeflediği mücadeleyi "Êdi bes e" hamlesinin ikinci aşaması olarak tanımlayıp planlamış ve buna göre kendisini hazırlayarak, pratikleşme süreci içerisine girmiştir. "Êdi bes e" hamlesi her türlü imha ve tasfiye amaçlı saldırıya karşı savunma savaşını ve halk serhildanını orta yoğunluk düzeyinde geliştirmeyi, düşman oyunu anlamına gelen iç çatışmaları önleyerek, Kürt ulusal birliğini yaratmayı, komşu halklarla demokratik konfederalizm çizgisinde ilişki ve ittifak içerisinde olmayı öngörmektedir. Bu temelde Önder Aponun özgürlüğünü sağlayacak şekilde tüm Hareketimizin ve halkımızın gücünü harekete geçirmeyi hedeflemektedir. Ancak böyle bir direnişle mevcut siyasi ortamı yönlendirebileceği, imha ve tasfiye amaçlı saldırıları boşa çıkartabileceği kanaatindedir. Bunu başarabilmek için de tüm kadro ve gerilla güçlerine duyarlı olma, örgütlü davranma, zengin ve yaratıcı bir eylem çizgisine sahip olma ve sürecin gerektirdiği eylemsel görevleri yerinde, zamanında başarıyla yürütme çağrısı yapmıştır.
|